banner30

banner62

05.03.2021, 09:36 276

Türkiye'nin deprem gerçeği

Ülkemizde toplumun depreme karşı hazırlıklı olmasının sağlanması, depremden korunma yollarının anlatılması ve toplumda afete hazırlık bilincinin yaygınlaştırılmasının hatırlanması amacıyla yılda bir kez yapılan Deprem Haftası, neredeyse her ayın bir haftasında meydana gelen depremler nedeniyle, gündemi sürekli meşgul etmeye devam ediyor. Çünkü Deprem, Alp- Himalaya dağ kuşağı üzerinde yer alan ülkemiz için gündemden düşmeyecek bir konu niteliğindedir. Peki ne zaman bitecek bu depremler? Tabii ki hiçbir zaman bitmeyecek. Çünkü hem Türkiye'nin ilk 10-20 km'ye karşılık gelen yerkabuğu gevrek (kırılgan) bir yapıya sahip ve bu nedenle yüzlerce diri (aktif) fay içeriyor, hem de Türkiye dört bir yanından başka ülkelerin sınırları içinde kalan diri faylarla çevrelenmiş bir jeolojik yapıya sahip. Bu yapı içinde Türkiye'nin doğusundaki yer kabuğu K-G doğrultusunda sıkışırken, Karlıova (Bingöl)'dan itibaren Kuzey Anadolu Fayı ve Doğu Anadolu Fayı arasında kalan orta kesimi batıya doğru yılda birkaç milimetre düzeyinde yürümekte, batı Anadolu kısmı ise, yine yılda birkaç mm olacak şekilde K-G doğrultusunda genişlemektedir. Bu milimetrik hareketler bazı faylar boyunca stres birikimine neden olmakta ve biriken stres o bölgedeki kayaçların kırılma direncini aşınca depremler meydana gelmektedir. Bu oluşum doğuda 10 milyon yıldan beri sürmektedir. Türkiye'nin doğusu K-G doğrultusunda sıkıştığından sürekli yükselmekte ve dolayısıyla hem bölgedeki iklimin daha sert hissedilmesine ve hem de orada yaşayan insanların da daha sert yapıda olmasına neden olmaktadır. 
Türkiye'nin batısı ise, K-G doğrultusunda genişleyip çöken bir jeolojik yapıya sahiptir. Bu nedenle buradaki iklim daha yumuşak olmakta, bu bölgede yaşayan insanların da daha sakin ruhlu ve daha rahat olmasını sonuçlanmaktadır. Yani bir bölgenin jeolojik yapısı, o bölgede yaşayan insan topluluklarında da farklılıklara neden olmaktadır. Peki mademki, Türkiye ölçeğinde belirli aralıklarla sürekli deprem olacak, o zaman can ve mal kaybı yaşamamak için nasıl bir strateji izlemek gerekiyor? Birincisi bilimle yoğrulan bir bilgi birikimine, ikincisi 7'den 70'e belirli bir deprem bilincine, üçüncüsü Devletin sürdürülebilir bir deprem politikasına, dördüncüsü bilimsel gelişmeleri yakından takip eden bilim insanlarına ve beşincisi sağlıklı bir toplumun çıkarları doğrultusundaki yönetim biçimini ilke edinen yerel yönetimlere ihtiyaç var. 
Peki bunlar ne oranda sağlanabiliyor? Türkiye ölçeğinde net bir tespit var: devlet katındaki kurum-kuruluş ve üniversitelerde bilimsel gelişmeler ışığında sürekli yenilenen ve geliştirilen deprem politikaları oluşturulduğu halde, yerel yönetimler maalesef, depreme hazırlık ve afet risklerini azaltma anlamındaki çalışmalarda çok geriden geliyor. Bunun en büyük nedeni, her seçim veya her yönetim değişikliğinde veya yaşanan her depremden sonra, daha önce hiçbir şey yapılmamış gibi, her şeye sıfırdan başlamak geliyor. Yani devletin AFAD düzeyinde sürdürülebilir bir deprem politikası olduğu halde, yerel yönetimlerin sürdürülebilir bir deprem politikaları yok. Sanki devlet içinde devlet var gibi. Bunun en belirgin iki örneği İstanbul ve İzmir'de yaşandı/yaşanıyor. 
İstanbul'da 2003 yılındaki ilk deprem master planından sonra şimdiye kadar en az 10 adet deprem master planı ölçeğinde planlar yapıldı. Son plan 2019'da yenilendiği halde şimdi tekrar tekrar planlar yapılıyor. Bu ne demek? Yanıtı size bırakıyorum. Bunun tam tersi, İzmir'de yaşanıyor. İzmir'in bugüne kadar tek bir deprem master planı var, o da 1998-2000 yılları arasında yapılan 'RADIUS' projesi. Ben son 10 yıldır diyorum ki, bu master planı yenilensin. Çünkü son 20 yılda bir sürü bina yapıldı, ana yollar değişti. Radius kapsamında İzmir Fayı için yapılan deprem senaryosu geçerliliğini yitirdi. Bunu aslında bilim yıllardır söylüyor. Bu durumda yerel yönetimlerin görevi, bilimin sesini dinlemek olmalıdır. Benzer şekilde yıllardır diri faylarımızı imar haritalarına işleyelim, fay hatları ve zayıf zeminler üzerinde kalan bina stokunu çıkartalım diyorum. 
İzmir ili ölçeğinde 17 fay var. Hepsinin üzerinde yerleşim var, ama hiçbiri henüz imar haritalarına işlenmiş değil. Gelinen aşamada bu bölgede 50 yıldır çalışan yerel üniversiteler dururken, ya dışarıdan getirtilen ithal hocalarla veya deprem konusunda hiçbir uzmanlığı ve çalışması olmayan insanlara danışılarak sonuca gidilmeye çalışıyor. Halbuki, bu bölgede deprem ile ilgili çalışan bilim insanlarının ve ilgili kurum ve kuruluşların mevcut verileri toplansa, bu veriler kalitesine göre sınıflansa ve deprem risklerini azaltacak veri bankası oluşturulabilse, hem halkın vergilerini oluşturan fonlar doğru bir şekilde değerlendirilecek ve hem de bugüne kadar yapılmış çalışmalar üzerine yeni veri setleri eklenebilecektir.
Fakat, gelinen aşamada ne yapılıyor? 30 Ekim depreminden sonra hafif-orta-ağır düzeyde hasarlı binaların resmi anlamda belirlendiği Bayraklı ilçesi için bina stokunun ortaya çıkartılması konusunda milyonlarca lira karşılığında projeler imzalanıyor. Halbuki burada yapılması gereken şey, hasarlı olduğu belirlenmiş olan binaların güçlendirilmesi veya yıkılmasıdır. Bir diğer önemli konu, İzmir sadece Bayraklı ilçesinden oluşmuyor. Geriye kalan 29 ilçenin herhangi biri yakın gelecekte olacak bir depremde ciddi hasar görebilir. Çünkü Samos Fayı kırıldı, yeniden kırılabilmesi için yüzlerce yıl geçmesi gerekiyor. Şimdi artık gelecekte, ya 17 faydan biri kırılacak, ya da İzmir çevresindeki denizaltında veya karada bulunan Samos fayı dışındaki faylar üzerinde kırılma gerçekleşecektir.  Bu nedenle depreme hazırlık  il düzeyinde ve 30 ilçede aynı anda başlamalıdır. Yoksa yılda bir kez yapılması planlanan deprem haftasını çok daha sık aralıklarla kutlamak (!) zorunda kalırız.


 

Yorumlar (0)
açık
banner29