banner7

PROF. DR. Dilek YEŞİLTUNA: Şiddet ve mafya dizilerine toplum sansür uygulamalı

Sosyolog Prof. Dr. Dilek Yeşiltuna, ekranda şiddete karşı ortak mücadele önerdi. Prof. Yeşiltuna “Her izleyici kendi zaafları, hayalleri ve taşıdığı özellikler doğrultusunda diziyle ilişki kurar ve oyuncuların rolüyle özdeşleşir. Mafyaya özenti ve şiddete yönelme bu şekilde ortaya çıkar. Toplum sağlıklı bir gelecek adına bu tür dizilere sansür uygulamalı” dedi.

Televizyon dizilerinde şiddet oranının arttığı bir süredir tartışılan bir konu… Ancak hiçbir tartışma yapıcı bir sonuca ulaşmadı, aksine ekranda mafya babalarını meşrulaştırma ve şiddetin dozunu artırma girişimi katlanarak devam etti. Gün geçmiyor ki, ekranda yine şiddet yüklü bir dizi gelmesin… Üstelik bunun için hiçbir engel de yok.  Konuya ilişkin bir yorum da Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi  Prof. Dr. Dilek Yeşiltuna'dan geldi. Şiddet ve olumsuz davranışları içeren dizilere toplumdan sansür gelmesi gerektiğini belirten Yeşiltuna, "Sivil toplum kuruluşları sansüre ön ayak olmalı" dedi. Prof. Yeşiltuna ile bilgilendirici ve dikkat edici bir sohbet yaptık.

Sayın Yeşiltuna, televizyonda yayınlanan diziler toplumu etkileyebilecek güce sahip olabilir mi?

Televizyonda her içeriğin toplumu etkileme potansiyeli vardır. Ancak bu durum herkesin aynı derecede etkileneceği anlamına gelmez. Bu etkinin oranını sosyo demografik özellikler belirler. Kişinin ekonomik durumu, yaşı, cinsiyeti, eğitim durumu gibi sahip olduğu bütün özellikler bu etkilenme düzeyini de değiştirir. Dizilerin oluşturulmasında önemli çıkış noktası daha fazla izleyiciye ulaşma kaygısıdır. Bu düşünceden hareketle her izleyici kendi zaafları, hayalleri ve taşıdığı özellikler doğrultusunda diziyle ilişki kurar ve rollerle özdeşir. Bu sebeple diziler rol model alma açısından önemli bir konuma sahiptir. Kişi özdeşleştiği karakterle benzer ruh haline bürünme ve aynı doğrultuda hareket etme eğilimine sahip olabilir.

MİLLİ DUYGULARI PEKİŞTİRME

Dizi sektörünün dönemsel olarak aynı içeriklere sahip olması, toplumsal koşullardan etkilendiğinin göstergesi olabilir mi?

Kitleye doğrudan ulaşma konusunda toplumdan bağımsız düşünmek mümkün olmaz. Son zamanlarda hem iç hem dış politikalarda savaş havasının hakim olmasının etkilerini bile ekranda görebiliyoruz. Kitle iletişim araçları da mevcut toplumsal dinamikleri, daha fazla kitleye ulaşmak için dikkate almak durumunda. Dönem filmlerinin artma sebebi de budur. Post modern anlayışın getirdiği kendi kimliğine dönme eğiliminin uzantısı olarak böyle bir öykünme söz konusu. Milli duyguları pekiştiren içerikler daha fazla.

SOYADLARINI DEĞİŞTİRİYORLAR

Dizilerdeki baskın erkek karakterleri nasıl yorumluyorsunuz? Esasında suç işlemiş olan karakterlerin karizmatik yansıtılması ve şiddetin aşırılaştığı içeriklerin artması toplumda nasıl bir etki yaratabilir?

Erkek egemen bir toplumda yaşıyoruz. Dolayısıyla diziler de erkek dilini hakim kılan özelliğe sahipler. Bu tarz dizilerin izlenme oranlarının yüksek olması da bu sebepten kaynaklanıyor. Bu özellikte  akıllara ilk 'Çukur' dizisi geliyor. Baş karakter Yamaç Koçovalı rol model olma özelliklerini taşıyor. Hatta geçtiğimiz günlerde bir ailenin soyadını 'Koçovalı' şeklinde değiştirmesi gündeme gelmişti.  Buna benzer örneklere 'Kurtlar Vadisi' dizisinde de rastlamıştık. O dizi de yayınlandığı dönemin dinamiklerine sahip bir dizidir. İnsanlar soyadlarını değiştirebilecek kadar rol model alma eğiliminde olabiliyorlar.

YOKSULLAR İÇİN HIRSIZLIK MÜBAH

Mahalle kültürü kavramının ekranda fazlaca gösterilmesi, neden kaynaklı olabilir?

Toplumun en  muzdarip olduğu konulardan biri de neoliberal yapının insanlara güvensizlik hissi vermesi. Mahalle ve birliktelik kavramının gündemde olması da bu sebepten kaynaklanmaktadır. Yamaç karakteri son derece sevilen beğenilen bir kişi olmasına karşın sıradanlaştırılmış bir şiddetin ortasında. Mevcut düzeni sağlamak adına şiddetin meşrulaştırılması gibi bir durumla karşı karşıyayız. Mahalle kültürünün devamı için şiddet kaçınılmaz bir yolmuş gibi gösteriliyor. Şiddetle gelen bir başarı görüyoruz. Bu temelde bakıldığında kahraman mafya kavramı oluşuyor. Yoksullara yardım ediyorsanız hırsızlık mübahtır gibi bir mantık var. Bu durum kişinin rol model alma konusunda etkilenebileceği bir durum. Kendi adaletini sağlama duygusu uyandırıyor. Kişi yasalarla hakkını savunacak güce sahip değilse kendi adaletini sağlama düşüncesine kapılabilir.

İLİŞKİLERİ ÇOK ETKİLİYOR

İkili ilişkilerde rol modeli etkin bir madde olarak görebilir miyiz?

İlişkilerden tutun saç modellerine kadar her alanda etken olduğunu söyleyebiliriz. Kadın erkek ilişkilerine işlemiş bir biat kültürü gösteriliyor. Kadınlarda eşe biat ederek var olma hissi uyandırılıyor. Kişi gündelik yaşantısında şiddete, küçük düşürücü hareketlere maruz kalıyorsa, her daim evinde olup eşine biat etmek durumunda kalıyorsa kendi durumundan çıkışını sağlayabilecek bir rol model arar. Ekranda bu durumun normalleştirilmesi de kişinin kendi durumunu kabullenmesi yönünde bir etki yaratır.

Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz , Çukur gibi dizilerde gördüğümüz çok eşlilik durumu toplumda nasıl bir etki yaratabilir?

Kişinin zaten böyle bir eğilimi varsa bu davranışı daha rahat yapma ve kendi içinde meşrulaştırma davranışına yönelir. Dizilerdeki kadın eş kavramı her zaman affedici ve kabullenici yansıtılıyor. Biat edici özellikler 'iyi' olarak yansıtılırsa, toplumda  da kabullenme ve normalleştirme durumu oluyor.

SANSÜR TOPLUMDAN GELMELİ

Sansür konusunda ne düşünüyorsunuz, ne tür içerikler sansürlenmeli?

Ben esas sansürün toplumdan gelmesi gerektiğine inanıyorum. Farkındalığı yüksek olarak nitelendirebileceğimiz kişilerin oluşturduğu sivil toplum kuruluşlarının tepki göstermesi gerekiyor. Onların tepkisi toplumu daha farklı düşünmeye itebilir. Hiçbir kuruluş toplumun tepki gösterdiği bir içeriği yayınlamaz. STK'lar tepki göstererek ön ayak olmalı bunun için de  tepki gösterebilecekleri bir ortam gerekli.