banner30

banner62

19.04.2021, 11:51 7

Oku Çocuğum

Merhaba,

Okul serüveninin başlamasıyla birlikte oyun çağını doya doya yaşayamayan çocuklara, çanta dolusu kitap, defter, ödev veriliyor… Okuldan geldikten sonra hangi çocuk doyasıya oyun oynayabiliyor? Okuldan gel, yemek ye, ödevlerini yap uyu… Çocukların hayatları artık bundan ibaret hale geldi.

Tabi sorumluluk ayrı bir şey, sorumluluğun sadece ödev yapmaktan ibaret olmadığını aktarmamız gerekiyor, ama çocuk ödev yapmaktan kafasını kaldıramıyorsa, ödevi severek yapmasını bekleyemeyiz. Bu durumda çocuk,dersiseverek yapmadığı için öğrenemez, ödevlerini yapmak zorunda olduğu için yapar. Ödev, ders, okul çocuk için oyun oynamasının önünde bir engeldir. Sadece oyundan değil ailesiyle bağ kurması için hayatından çalınan bir zamandır. Yani fazla olan ödev çocuk için engellenmişlik yaratır. Engellenmişlik ise öfkeye neden olur. Farkında olmadan çocuğa sorumluluk=ödev yapmak mesajını verdiğimiz için çocuk sorumluluk almaktan kaçmaya başlar. (Bu konuda Japon eğitim sistemini gayet başarılı buluyorum sorumluluğun sadece ödev yapmaktan ibaret olmadığını çok güzel bir şekilde öğretiyorlar. Öyle ki, okullarda temizlik personelleri bile yok, her şeyi kendileri yapıyor.) Biz yetişkinlerin bile öfke duyduğu şeyi yapması zorken bunları çocuklardan beklemek onlar için oldukça zor.

Çocukluk yıllarının gelişimin (psikomotor, zihinsel, sosyal, duygusal, ahlak gelişimi ve öz bakım becerileri) sonraki aşamalarını etkilediğini biliyoruz. Bunları bilmemize rağmen ne yazık ki çocuklar kendilerinden ağır çantalarla okula gidiyorlar. Biz de buna ister istemez ayak uydurmak durumunda kalıyoruz.” Aman çocuğum derslerinde başarılı ol ki ileride iyi bir işin ve rahat bir yaşamın olsun” diye onları yüreklendirmeye çalışan cümleler kuruyoruz. Çünkü iyi bir iş ve rahat yaşama giden yol ders çalışmaktan geçiyor diye düşünüyoruz. Bu durumda çocuk “eğer derslerimde, sınavlarımda başarılı olamazsam iyi bir geleceğim olmaz, rahat bir yaşama kavuşamam” diye düşünmek durumunda kalıyor. Hayatı boyunca peş peşe gelen sınavlar için ter dökmeye başlıyorlar. Sanki sınavlardan aldıkları notlar onların kişiliklerini oluşturuyormuş gibi… İlkokulda derslerinde başarılı olmazsa iyi bir liseye gidemez,iyi bir liseye gidemezse iyi bir üniversiteye gidemez, iyi bir üniversiteye gitmezse iyi bir iş bulamaz… Bu yüzden gençler kendilerine üniversitenin X bölümünü kazanacağım diyor ve kazanıyor (kazanamayanlar bir yıl daha çalışıyor ve var olan depresyonları, kaygıları daha da artıyor).

Üstelik sınavlardan yüksek not alamayan öğrenciler kendilerini tembel öğrenci sınıfına koyuyor. Bu tembel sıfatını sadece akademik başarılarına değil, genel hayatlarına da atfediyorlar.

Çocuk üniversiteyi kazandığı zaman her şey bitecekmiş gibi düşünülüyor. Hatta üniversite tercih sonuçlarının açıklandığı andan itibaren, daha o bölümü okumadan meslek unvanını sahipleniyorlar. Psikoloji kazanan psikolog oldum, herhangi bir mühendislik bölümünü kazanan mühendis olduğunu söylüyor. Çünkü çocukluğundan beri üniversiteye girebilmek için uğraştı. Hedefi buydu… Bu hedef doğrultusunda iyi bir işi ve rahat yaşamı olacaktı.

Neyi gözden kaçırdık?

Aslında her şeyin şimdi başladığını gözden kaçırdık. Hiç çalışmadığı kadar ders çalışacak, geceleri uykusuz kalacak, proje ödevleri, sunumlar, vizeler, finaller, stajlar… Bunlar yapması gereken şeyler zaten aslında çok da eğlenceli severek yaptıktan sonra.

Fakat bir şey uğruna emek veriyorsak emeğimizin karşılığını almak isteriz değil mi? Emeğimizin karşılığını alamayınca da verdiğimiz emeği sorgular hale geliriz.O kadar çalışma, o kadar ödev, geçip giden çocukluk yılları, ergenlik yılları…

Aslında bu konuda Japonya eğitim sistemine benziyoruz. Onlarda da tıpkı bizdeki gibi yoğun sınavlar ödevler var. Japonya’da öğrencilerin intihar etmesinin en büyük sebebi de budur ne yazık ki…

Başarılı bir şekilde lisans eğitimini de bitiren gencimiz iş aramaya başlar. Bu süreçte onlara anlattığımız dünyanın aslında hiç de öyle olmadığını gördükleri için hayal kırıklığına uğrarlar, dünyaya karşı güvensizlik algıları başlar ve hatta bize bile. Çünkü biz onlara iyi bir yaşama giden yolun bu süreçten geçtiğini anlattık. Bu yüzden mutsuz ve karamsar kişiliklere bürünürler.

Her birey bu tepkileri göstermez elbet, bireysel farklılıklar, olaylara bakış açılarındaki farklılıklar, kişilik özellikleri gibi farklılıklar var. Kimisi daha içe kapanıkken kimi de daha dışa dönük olabilir.

Konuyla bağlantılı olarak size geçenlerde yaşadığım bir şeyi anlatayım.

Bir sınavım vardı ve şehir dışındaydı. Sınava gitmek erkenden kalktım çünkü sınava girip akşam geri dönmem gerekiyordu. Sınavın başlamasını beklerken benim gibi sınava girecek kişilerle konuşma fırsatım oldu. Doğal olarak birbirimize neler yaptığımızı, nerede çalıştığımızı söyledik.

Kendisi devlet dairesinde çalışan bir meslektaşımdı.

“Sen devlet düşünmüyor musun?” dedi

“Olsaydı düşünürdüm fakat şu an için pek düşünemiyorum” dedim.

“Sende haklısın, benim mezun olduğum sene Türkiye genelinde sadece azımsanacak sayıda kişi mezun oldu” dedi.

Bunun üstüne hiçbir şey söyleyemedim, sadece hafif bir tebessümle yetindim.

Zaman değişiyor. Keşke her şey eski zamanlardaki gibi olsa dimi? Bilgiye ulamak belki daha zordu ama bilginin bir kıymeti vardı, bilen insanın kıymeti vardı. Oysa şimdi zamanın bile kıymeti kalmadı. Ve neredeyse herkes üniversite mezunu. Hatta tek bir üniversite değil. 2’şer 3’er üniversite okuyanlarımız bile var. Ama sorsak kişi kendi mesleğini yap(a)mıyor.

Ne yapalım?

Bu konuda ebeveynler olarak bizlere düşen çocuğun ödevden ve sınavdan ibaret olmadığını bilmek, onlara her türlü kucak açmak, her türlü gelişimlerini desteklemek (psikomotor, sosyal, duygusal v.s).Çünkü ebeveynlerin bu konuda olan katı tutumu onların üstünde daha da çok baskı yaratarak kendini yalnız hissetmesine bu yüzden hata yapmalarına, hatta ev içi anlaşmazlıklara neden olacaktır. Çocukların karşısında değil, yanlarında olduğumuzu onlara hissettirmemiz lazım. Dersler ve sınavlar uğruna çocukların yeteneklerini görmezden gelmek yerine, yeteneklerinin üstüne gitmeleri için onları yüreklendirmek önerilerim arasında.

Bütün bunların yanında ülkemizdeki istihdam imkanının da arttırılmasının en büyük çözüm olacağını düşünüyorum. Bu konuda Avustralya çok başarılı. Ülkeye eğitim almaya giden gençler, yerli öğrenciler kadar hızlı bir şekilde iş bulup büyük bir kısmı da mezuniyetten sonra orada kalıyorlar.

Gelmekte olan yeni nesil mutsuz, karamsar, kaygılı, depresif…

Ne demiş G. Wilhelm Leibniz “Gençliği iyiye yönelten insanlığı iyiye yöneltir.”

Umarım bu konuda ülke olarak gereken gelişmeyi gösterip, gençlere bu emeklerinin karşılığını verebiliriz.

Sağlıkla kalın…

Yorumlar (2)
ilayda sönmez 3 hafta önce
gerçekten harika bir yazı tespitler muazzam
ilayda sönmez 3 hafta önce
harika bir yazı tespitler muazzam bravo
25°
açık
banner29