banner30

banner62

11.05.2021, 14:29 8

NERDEEE O ESKİ BAYRAMLAR 

Ne kadar da şanslı bir kuşakmışız meğer biz.

Bayram gelmeden bir hafta önce evlerde bir bayram telaşı başlar, evin tüm tül perdeleri yıkanır, camlar silinir, halılar sirke ile bir güzel silindikten sonra balkona atıp havalandırılır, geri kalan dip bucak süpürülüp “arap sabunu” ile iyice silinirdi. Mahallede arap sabunun kokusu arttıkça anlardınız bayramın yaklaştığını.

Alışveriş için öyle çok katlı mağaza, market ve AVM’ler yoktu, semt meydanlarına kurulan pazar standlarını vardı.Yakınsa yürüyerek, uzaksa dolmuşa binerek bayram alışverişi için bu pazarlara giderdik. Kızsanız mutlaka eteği en güzel dönen elbise ve yanında  kırmızı rugan ayakkabı, erkekseniz askılı pantolon, gömlek ve kravat alınırdı, yanında kundura ayakkabı olmazsa olmazdı. Alışveriş esnasında eş, dost, akraba, konu komşu herkesi burada görebilir, ayak üstü iki muhabbetin belini kırardık.

Evde bulunan anneanneler ve babaanneler bayram için tazecik asma yapraklarını sarar, geceden yoğurdukları hamurla tepsi tepsi börek ve bol cevizli baklava açarlardı. Evin erkekleri olan dedeler ve babalar ise evde bulunan ve on aydır boş olan en havalı kristal kolonya şişelerini, mahallenin bakkalına ya da eczaneye götürerek limon kolonyasıyla doldurturdular.

Arife akşamı evde bulunan herkes mutlaka banyo yapardı, hatta bir efsaneye göre; Arife suyuna giren çocukların boyu bir arpa boyu kadar uzarmış.

Gece olduğunda başucumuzda duran bayramlık elbise ve ayakkabımıza sarılarak uyur daha doğrusu onları giymek için sabırsızlıkla sabahın olmasını bekleyip, bir türlü uyuyamazdık.

Bayram sabahı evin erkekleri erkenden kalkar, bayram namazı kılmak için camiye ve oradan da kabristana ziyarete gider. Anneler de çocuklarını kaldırıp, bayramlıklarını giydirip, saçlarını özenle tarar ve kızlarınkini güzelce örerlerdi. Saçlarımızın bozulmaması için de  ellerine biraz limon suyu sıkıp saçımıza sürerlerdi. Sonra da “Üstünüzü sakın kirletmeyin emi!” diye sıkı sıkı tembih ederlerdi.

Radyo’da Barış Manço’nun “Bugün bayram, erken kalkın çocuklar...” şarkısı çalardı.

Rengarenk akide şekerleri, mis gibi kokan güllü lokumlar gümüş bir tepsiye dizilir, yanına da kristal kolonya şişesini yerleştirip, erkenden büfenin üzerine koyardık.

Erkekler eve dönünce ailenin büyüklerinden başlayarak sıra ile eller öpülür, harçlıklarımızı alırdık. Çocukluk işte, havalara uçar, daha önceki bayramlarda harçlık veren ya da vermesi muhtemel akrabalara gitmek için can atardık.

Genellikle aile büyüğümüz olan dedem ve babaannem devamlı bizimle yaşadığı için, önceden hazırlanan yemeklerle büyükçe bir bayram sofrası hazırlanır, tüm akrabalar çağrılır, eş dost neşe içinde bayram yemeği yenirdi.

Sofraya oturmadan önce, mahallede yalnız yaşayan, kimsesi olmayan büyüklere yemek gönderilir, bayramları kutlanırdı.

Bu sırada Ramazan ayı boyunca bizi her gece sahura kaldıran davulcu, davulunu çalarak gelir, emeğinin karşılığını almadan gitmezdi, emeğinin karşılığı genellikle bir miktar harçlık ile mendil çıkısına bağlanmış şeker, lokum olurdu.

Biz çocuklar yemek faslı biter bitmez dışarı fırlar, komşularımıza şeker toplamaya giderdik. Eğer çok sevdiğimiz, beğendiğimiz şeker, çikolata varsa diğer çocuklara haber eder, onlarla birlikte yine giderdik :) Bayram boyunca şeker, lokum, çikolata yemekten içimiz dışımıza çıkar, allerjimiz kalkar ama yine yemeye devam ederdik.

Evde kapımız her çalındığında heyecanlanarak açar hatta kimin gelmiş olabileceğiyle ilgili tahminde bulunurduk.

Her ziyaretimize gelene önce karınlarının aç olup olmadığı sorulur, aç değillerse okkalı bir Türk kahvesi, yanında da mutlaka badem şekeri ve nane likörü ikram edilirdi.

Sonra da büfenin üzerine hazırladığımız gümüş tepsi içindeki şeker, lokum, kolonya ...

Mahalle aralarında seyyar salıncakçı gezerdi. Salıncağın gıcır gıcır sesini duyan tüm çocuklar koşarak, binmek için sıraya girerdi. Köşe başlarında pamuk helva, kağıt helva, elma şekeri ve macuncular beklerdi. Hangisinden ne alacağını şaşırır kalırdın.

En sevdiğimiz rutin, büyüklerimizin ellerini öpmek için, akraba ziyaretlerine gitmekti. Zira akraba ziyareti demek, bayram harçlığı demekti. Giderken yolda Seyyar fotoğrafçı görür, üzerinde “Bayram Hatırası” yazılı örtünün önünde ailecek fotoğraf çekinirdik.

Fırınlar bayram boyunca çalışmaz, ekmeklerimizi önceden tedarik ederdik. Gazete olarak tek bir gazete  çıkardı, adına “Bayram Gazetesi” denirdi.

Üzerine bir sürü hayal kursak da, topladığımız bayram harçlıkları, mahalle bakkalında bir güzel ıslatılır, erkekler kız kaçıran, kızlar çata-pat alır, mantar, maytap derken mahalleyi savaş alanına çevirir, sesten rahatsız olan mahalleli büyüklerimiz bağırınca da evlerimize kaçardık.

Üç günlüğüne de olsa sevgi, şeker, çikolata, oyun arsızı olurduk. Benim yaşımdaki herkes için bayram demek o günlerde “mutluluk” demekti. 

Hani o eski Türk filmlerindeki bayram sahneleri gibi...

Her şey o kadar saf, o kadar güzel ve temizdi ki...

Grup Yeni Türkü’nün de söylediği gibi “Biz büyüdük ve kirlendi dünya...”

Bizim kuşak şanslıydı belki ama bizim çocuklarımız bizim kadar şanslı olamadılar ne yazık ki.

Bir de şimdi Pandemi, kısıtlamalar derken evde tablet içinde sanal bir dünyadalar.

En kısa zamanda onların da, bizim de tıpkı çocukluğumuzdaki gibi sevdiklerimize sımsıkı sarılıp, kucaklaşacağımız, sevgi ve şefkatle iyileşeceğimiz nice bayramlar dileğiyle.

Kalın Sağlıcakla.

SELMA ARTAR 

Yorumlar (6)
Ayşen 1 ay önce
Yüreğinize sağlık Selma Hanım
Çocukluğuma döndürnünüz bizi
Mesude 1 ay önce
Ahhh ah
Gerçekten nerde o güzel bayramlar
Zeynep 1 ay önce
Çok hoş bi yazı olmuş
Erdem 1 ay önce
Hepsini hatırlıyorum da Bayram Gazetesini unutmuşum
Yine de çok güzel bir yazı olmuş Selma Hanım
AliKemal 2 hafta önce
Lokum kıvamında bir yazı olmuş
Lokum demişken çok severim güllü lokumu
Emeğinize sağlık
Derya 7 gün önce
Bir insan da bu kadar güzel el
30°
parçalı az bulutlu