Kırk yıllık sunucu

Mehmet Necati Şentürk, ilkokulda ünlü sanatçıların taklitlerini yaparak başladığı sahne serüveninde başarılı bir sunucu olarak devam ediyor. İzmir'in 40 yıllık sahne tarihinde onun özel bir yeri var.  İzmirGazetesi-ENGİN...

19 Mart 2020, 11:16 Engin Yavuz
Kırk yıllık sunucu

Mehmet Necati Şentürk, ilkokulda ünlü sanatçıların taklitlerini yaparak başladığı sahne serüveninde başarılı bir sunucu olarak devam ediyor. İzmir'in 40 yıllık sahne tarihinde onun özel bir yeri var. 

İzmirGazetesi-ENGİN YAVUZ

İlkokul yıllarında Erol Evgin, ibrahim Tatlıses, İlhan İrem gibi sanatçıların taklitlerini yaparak başladığı sahne hayatına, her geçen gün yeni başarılar ekleyen Şentürk İzmir Gazetesi'ne konuk oldu.

- Bize kendinizden söz eder misiniz?

- İzmir’e ilkokul'a başladığım 1975 yılında Manisa'dan geldik. Babamın memur olması nedeniyle doğum yerim olan Uşak'ın yanı sıra Lüleburgaz, Manisa'da bulunduk ve son olarak İzmir'e yerleştik. Kendimi bildim bileli İzmir’deyim desem daha doğru olur. Bir başka deyişle İzmirliyim… İlk, orta, lise ve üniversite eğitimimi İzmir’de tamamladım. İlkokul yıllarımda sanatçı taklitleri yapardım. Hatta ilkokul öğretmenim, aileme sanat alanında eğitim almamın isabetli olacağını söylerdi. Koşullar farklı gelişti, olamadı o yıllarda. Okulun atletizm takımındaydım. Sporla tanışmama vesile olan ve halen görüşmeye devam ettiğim beden eğitimi öğretmenim Biray Doğan’ı anmadan geçemem. O yıllarda İzmirspor’un bugün Üçyol’daki salonu yeni açılmıştı. Biray öğretmenimiz okuldaki tüm sporcuları toplayıp, İzmirspor’a kayıt yaptırmamızı önermişti. Ancak o yıllarda, orada şimdiki üst geçit olmadığı için ve karşıdan karşıya geçerken başıma bir şey gelmesin diye, babam izin vermemişti. Belki aynı zamanda iyi de bir sporcu olabilirdim. Daha sonra üniversite yıllarıma kadar basketbol oynadım, ancak profesyonel olarak sürdüremedim… Anadolu Ticaret Lisesi’nde okuduğum yıllarda, o dönem bir İzdaş Holding kuruluşu olan Ege Çelik, Çemaş ve İzdaş İzmir Dış Ticaret A.Ş.’de çalıştım. Lise öğrenciliğim süresince, hatta üniversite ikinci sınıfa kadar, holdingin kurucularından ve her zaman şükran duyduğum İşadamı Samim Sivri’nin desteklerini gördüm. O yıllarda İzmir Enternasyonal Fuarı 30 gün sürerdi hatırlarsınız. Beni de holdingin standında görevlendirirlerdi. Çok sayıda yabancı heyet gelirdi o yıllarda fuara. Hem İngilizcemi geliştirir hem de farklı sektörlerden insanı tanıma olanağı bulurdum. Üniversite eğitimi anlamında yönümü farklı bir alana çevirdim. Herkes ticaret, ekonomi gibi bir alana yönelmemi beklerken Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nü bitirdim. Orta ve lise öğrenciliğim süresince okulun tiyatro kulüplerinde görev aldım, özel gecelerinde sahneye çıktım, korolarında şarkılar söyledim. Edebiyat Fakültesi Oyuncuları adı altında oyunlar sahneleyen üniversite topluluğunda ve aynı yıllarda özel bir tiyatroda oyuncu olarak yer aldım. Turnelere gittim.

Üniversite yıllarımda İzmir Büyükşehir Belediyesi kuruluşu olan Tansaş ile tanıştım. İlk yıllarda hem okula gidiyor, hem Tansaş Genel Müdürlüğü'nde çalışıyor aynı zamanda da Yamanlar’da yeni açılan restoranda sanatçı Suavi’nin program arasında sahne alıyordum… Allah sağlıklı uzun ömürler versin Yüksel Çakmur İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, değerli gazeteci ağabeyim Işık Teoman basın ve halkla ilişkiler koordinatörümdü. Burhan Özfatura'nın başkanlık döneminde de görev yaptım.

O yıllarda eşim Ceyda ile evlendim. Şirketi Doğuş Holding devralınca İzfaş'a geçtim. Aynı zamanda TOKİ'nin, IWSA ve bazı yardım kuruluşlarının müzayedelerini yönettim. Bir reklam filminde oynadım, iddialı olmasına rağmen ne yazık ki günün koşullarından dolayı pazarlanamayan bir dizi filmin demosunda rol aldım. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina’yı kısa bir süre de olsa tanıma fırsatım oldu. Fuar yıllarımda Kızım Cemresu dünyaya geldi.

Bugün 16 yaşında Cemresu… Ardından Ege-Koop’lu yıllar, daha sonra KİTVAK… Bugün 8 yaşında olan oğlum Kutay dünyaya geldi. Bu yolculukta hep kürsü, mikrofon, sahne olmaya devam etti ve ben basın, halkla ilişkiler, pazarlama iletişimi ve kurumsal iletişim diye zaman içinde adlandırılan yapıların içinde; İzmir’in çok değerli kuruluşlarında, güzel insanlar biriktirerek yoğrulmaya devam ettim.

- Bu mesleği neden seçtiniz?

- Aslında seçmek demeyelim. Ben “sunucu” olacağım diye çıkmadım yola, onu söylemem lazım. Tabi bir de benim yaptığım tarz “sunuculuk”, bir televizyon kanalı ya da sosyal medyada süreklilik arz eden bir işle paralel yapılmıyorsa, süreklilik arz etmiyorsa “meslek” olarak adlandırılabilmesi çok zor… Hele alanımızda kısıltı çalışma olanaklarının bulunduğu İzmir’de inanın çok güç… İşte bu yüzden “sunuculuk”, “moderatörlük”, “master of ceremony” gibi adlandırılan bizim işimiz her ne kadar profesyonelce yapılıyor olsa da yine ne yazık ki “tali” olmak zorunda. Özellikle de bizim güzel İzmirimiz’de…

Yine de seçim konusuna gelirsek; az önce ifade ettiğim gibi ilkokul yıllarımda sanatçı taklitleri –ki o yıllarda Öztürk Serengil, İlhan İrem, Erol Evgin, İbrahim Tatlıses gibi büyük ilgi gören sanatçıların taklitlerini yapardım- benim topluluk önünde yaptığım işlerin alkışlandığını, değer gördüğünü fark ettikçe, keyif aldıkça biraz daha sahneye, mikrofona, kürsüye yaklaştım sanki… Tiyatro vardı, sahne vardı… Lisede örneğin İngilizce oyunlar sahnelerdik. Rahmetli Tarık Sarı Ağabeyimle de o yıllarda tanıştık. Bizim sahnelediğimiz oyunları haber yapardı. O da tarifsiz bir alkıştı benim için… Yine unutmam, İzmir Rotary Kulübü güzel konuşma yarışmaları düzenlerdi. Okulumuz adına katılmış ve büyük keyif almıştım. Metni bir öğretmenimle hazırlamış ve kürsüde okumuştum. Sonraki sahne, kürsü ve mikrofon deneyimleri, alkış, takdir, yönlendirmeler… Sanırım bu aldığım tarifsiz haz, bu sorumluluğu büyük fakat keyifli işi sürdürmeme neden oldu. Bir başka deyişle “sunuculuk” beni seçti sanki…

– Başka bir mesleği yapma hayaliniz, hedefiniz var mıydı?

– Sokaklarda oynadık; oyuncaklarımız yoktu aslında, oyuncaklarımızı bile kendimiz yapardık. Bir inşaatın ahşap atıklarından oyuncaklar yapardık. Bugünkü Hatay Askeri Hastane’nin arkasında, Perşembe Pazarı’nın olduğu arazi bomboştu. Orada piknik yapardık. Hayallerimizi bu kadar çok beton yokken kurduk… Çocukluk arkadaşım Murat ile bir 124’ümüz olacak ve dünyayı gezecektik mesela, bu büyük bir hayaldi bizim için. Bir ara polis olmayı, asker olmayı hayal ederdim. Murat daha disiplinliydi doktor oldu, ben sanki biraz bohem bir delikanlıydım sunmaya devam ediyorum… Bugün geldiğim noktaya, gençliğimdeki hayallerimin bir ürünü diyemeyeceğim...

- Kaç yıldır sunuculuk yapıyorsunuz?

Aslında moderatörlük, master of ceremony, hatta müzayede yöneticiliği dediğimiz süreçleri “sunuculuk” başlığında toplayabiliriz. Bunun bir tarihi ve tarihçesi var elbette. Ancak sahne ile tanışma, kitlelerin karşısına çıkma öykümüz oldukça öncelere dayanıyor. Sahne ve alkışla buluşmanın tarihi 40 yıl neredeyse… Yarı profesyonel ilk sahnem, lise yıllarımda Hatay Askeri Hastane’nin arkasındaki Lunapark Gazinosu'dur. O yıllarda “çay partileri” adı verilen toplantılar yapılırdı ve ben sahneye çıkar, program yapardım. Üniversitenin ilk yıllarında da Alsancak’taki birçok mekanda program yaptım… Profesyonel anlamdaki ilk denemem de İzmir Büyükşehir Belediyesi çatısı altında oldu… 1992 yılıydı. Okul devam ediyor ve ciddi anlamda para sıkıntısı yaşıyorum. Okulum uzadı, evden harçlık kesildi kesilecek. Müzisyen Recai Erpostacı aradı… İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Buca Hasanağa Bahçesi’nde rock konserleri yapacağını ve bir sunucu aradıklarını söyledi. Hemen kabul ettim. Haftalık harçlığımı çıkardığım, benim için çok değerli bir süreçti. Aslında bu konser dizisi benim İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde geçireceğim sonraki sürecin de belirleyicisi oldu. Buca’nın, Tansaş’ın benim için bu anlamda hep ayrı bir yeri olmuştur. Zamanla İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, Tansaş’ın açılış ve organizasyonlarının sürekli sunucusu olmuştum. Aslında şunu rahatlıkla söyleyebilirim; okuduklarım, gördüklerim, tiyatro deneyimlerim, çalıştığım kurumlar ve süreler sunuculuk adına beni besleyen, mesleki yönümü belirleyen en önemli etkenler oldu…

- Katıldığınız en büyük organizasyon hangisiydi?

- Hiç düşünmedim doğrusu. Çünkü benim için organizasyonun hiçbir zaman büyüğü, küçüğü; önemlisi, önemsizi olmadı. Aslında bizim işleri büyüten küçülten; önemli önemsiz hale getiren, nedense o algıyı yaratmaya çalışan genelde bazı organizasyonların sahipleri oluyor. Yaklaşım şu “Bir organizasyonumuz var, çok kısa bir sunum var, 15 dakika sürmez, senin için kolay bir iş…” vb. Aslında günlerce hazırlanmıştır organizasyona ama sunucuya yaklaşımı böyledir. Fakat ben hiçbir işimde asla böyle bir diyalogdan etkilenmedim. 50 kişinin katıldığı bir toplantıya da binlerce insanın katılacağı bir konser ya da etkinliğe de aynı ciddiyet ve özenle hazırlandım hep. Metinlerim, konuşma kartlarım, traşım, kıyafetim, zamanlamam… Hepsi en ince ayrıntısına kadar organizasyon sahibi ile konuşulur, ayrıntılı hale getirilir. Birçok bakanlığın, belediyenin, kurum ve kuruluşun, şirketlerin organizasyonlarında hiçbir ayrım yapmadan, büyük küçük demeden titizlikle çalışmaya devam ediyorum. Sanırım bundan dolayı da kurum ve kuruluşlar mikrofonu ve kürsüyü bana tereddütsüz ve güvenle teslim ederler.

- İlk sahneye çıktığınızda neler hissettiniz?

O günkü hissimi anlatamam. Her şeyden önce sunucu programı bir anlamda yöneten ve yönlendiren kişi. Bize onun için “master of ceremony” de diyorlar… Büyük bir sorumluluk ve yük hissediyorsunuz omuzlarınızda… İlk çıktığımda da bu yük olmuştur kesin… Eğlence ağırlıklı sunumlarda daha rahat olursunuz. Yine de bir risk vardır tabi. Herkesin gözü üzerinizdedir. Tarzınızı beğenen de olur, beğenmeyen de… Her an bir dil sürçmesi olabilir… Protokol sunumlarında bu yük daha da ağırlaşır. Kendinizden ziyade kürsüde temsil ettiğiniz kurumun prestiji önemli hale gelir. Yük daha da ağırlaşır. Aslında, başlangıçtaki heyecan, iyi biten bir organizasyonun, sunumun sonunda büyük bir keyife dönüşür…

- Sunuculuk nasıl bir meslek, önemi ne, sunucuya neden ihtiyaç duyuluyor?

- Sunuculuk kolay bir meslek değil her şeyden önce. Sunucu seçimi de bu anlamda hayli önemlidir. Güzellik, yakışıklılık bence bizim işimizde görecelidir. Nice donanımsız güzel ve yakışıklı meslekte çok gerilerde kalmıştır. İyi bir sunucu Türkçe’yi iyi kullanmalı, hatasız ve güzel konuşmalıdır. Kelimeleri doğru yer ve anlamda kullanmak çok önemlidir. Yapılan sunuma hakimiyet, organizasyon sahibi ile yapılan toplantılar ve görüşmeler sonucunda ortaya çıkan metne hakimiyet çok önemlidir. Bu metnin, olması gerektiği gibi tonunda, beden diliyle dinleyiciye doğru bir şekilde iletilmesi değerlidir. Bunların bir arada olması ise etkili bir sunum için olmazsa olmazdır. İyi bir sunucu; kültürlü olmalıdır, yenilik ve gelişmelere açık olmak zorundadır. İyi bir sunucu dışa dönük, renkli ama çok da iddialı olmamalıdır. Sunucu aslında ilgili kurum etkinliğinin sürekliliğini sağlayan kişidir. İzleyicinin dikkatini dağıtmadan, bir önceki konuşmacı ile diğer konuşmacı arasında köprü olur; dinleyicinin nefes almasına fırsat verir. Bizim işlerimizde sunucudan zaman zaman moderasyon kimi zaman motive edici anonslar da istenebilir. Eskilerin deyimiyle “lisan-ı münasiple” bu işi yapacak kişi deneyimli olmak durumundadır. Yenilikler dedim az önce malum. İşte bizim işimizde de yepyeni alanlar, ihtiyaçlar ve talepler doğrultusunda çoğalmaktadır. Bir bakanın katılacağı toplantıda “protokol sunucusu”, panelde “moderatör”, çocuk şenliğinde “master of ceremony”, bir şirket organizasyonunda “motivational speaker” ya da “showbusinessspeaker”… Tüm bu işler de bir eğitim sürecinin yanısıra deneyimle kazanılmış özellikler olduğundan, bizim gibi sunuculara ihtiyaç duyuluyor doğal olarak. Benim en büyük avantajım halkla ilişkiler, pazarlama iletişimi, kurumsal iletişim, tanıtım ve organizasyon süreçlerinden geçerek bugünlere gelmiş olmamdır. Kürsüye ya da sahneye çıktığımda salondaki eksiği ya da fazlayı görebilir, diğer paydaşlarıma geri bildirimde bulunabilirim.

- Başınızdan geçen ilginç olaylar var mı?

- Her meslekte olduğu gibi bizim işimizde de ilginç olaylar olabiliyor. Bir belediyemizin park açılışındaydık. Elektrik kesintisine önlem olarak kocaman da bir jeneratör getirmişler. Konuşmalar bitti. Tam açılışa geçilecek elektrik kesildi. Olacak iş değil ya jeneratör devreye girmiyor. Başkanlar, ilgili partinin genel başkan yardımcısı, bir dünya protokol, kurdelenin önünde bekliyorlar… Hemen sahneden inip, çevredeki çocukları topladım. Hep birlikte “Onuncu Yıl Marşı"nı okumaya davet ettim çocukları. Nasıl okuyorlar ama, coşku, gülen yüzler… Protokol de onlarla birlikte marş söylemeye başladı. Marşın bitiminde yüzler gülüyordu, mikrofonsuz, yüksek sesle “parkımız ilçemize ve güzel İzmir'e hayırlı uğurlu olsun” anonsu yaptım, kurdele kesildi, organizasyon kesintiye uğramamış oldu… Başkandan da kocaman bir teşekkür almıştık. Yine yazın en sıcak günlerinden biriydi. Bir bakanımızın da katıldığı önemli bir törende havanın aşırı sıcaklığı nedeniyle bilgisayar, saygı duruşu anonsu sonrası maksimum 1 dakika sonra devreye girmesi gerekirken bir türlü çalışmadı. Süre uzuyor, İstiklal Marşı bir türlü devreye girmiyordu. Sorunu anladım ve müdahale ederek bir müzik öğretmeni gibi marşımızı söyleterek, törenin o bölümünün sorunsuz bir biçimde atlatılmasını sağlamıştım. Birkaç gün sonra bir okul açılışı vardı. Yine bakan bey bekleniyor. Beni görüşmeye çağırdılar tören öncesi. Toplantıda orta yaşlı bir beyefendi İstiklal Marşı'nı yönettiğim günkü törendeymiş. “Gol olmadan kurtardın o gün programı, aferin sana” dedi… Yine bir festivalde, sahne alacak önemli bir solist biraz gecikti. Bana haber verdiler, idare et diye. Havadan sudan anlatıyorum seyirciye. Oldukça bir zaman geçti ve önde beni izleyen ancak bu durumdan haberi olmayan elleri öpülesi bir teyzemiz bastonuyla “yeter gari, kes sesini, artık türkücü çıksın. Ne bu be dır dır dır. Seni mi dinleyip durcez” demesin mi. Allah’tan solist kısa bir süre sonra geldi ama ben de sağlam bir badire atlatmış oldum.

- Gelecek ile ilgili hedeflerinizden söz eder misiniz?

- Mesleki anlamda daha uzun yıllar hizmet vermeyi isterim. Bana bu soru sorulduğunda verdiğim yanıt şudur: Bir yarışma programı sunmayı çok arzu ederim. Bana Tansaş’lı yıllardan kalma bir kazanım olması nedeniyle alışveriş merkezi aktivitelerinde çalışmayı çok seviyorum. Doğru paydaşlarla, iyi takım işlerinde yer almaya devam edeceğim. Festivalleri çok seviyorum. Herhangi bir kent ya da ilçedeki birkaç günlük festival bana o beldeyi tanıma olanağı veriyor. Buna bayılıyorum. Meslekte örnek olmaya devam ederek, bu alanda kendini geliştirmek isteyen genç kardeşlerime hep yol gösterici olacağım.

Yorumlar (0)
10°
hafif yağmur
banner29