17.08.2020, 10:58 292

Karamemi- Sarayın Nakkaşbaşı

Çocukken, Kütahya’da Milli Eğitim Müdürlüğü'nün açtığı Tezyinat kurslarından birine katılmıştım. Şehrin merkezinde etrafında çinicilerin olduğu Ali Kalfa Çarşısı'nda, genişçe bir salonda kurs veriliyordu.

Hafta sonları kursa gidiyordum. Kışın soğuğunu tamamen kıran uzun silindirik bir sobanın (Anaadolu'da bu tip sobalara tınal deniyor) etrafında uzun beyaz masaların üzerinde sessizce çalışan çok sayıda çocuktuk. Herkes oyun çağında olmasına rağmen, bu sanatın ağırbaşlılığı salona sinerdi. Kimseden çıt çıkmazdı. Desenleri önce kopya kağıtlarına oradan kağıtlara geçirir orada tahrir (kontür) çalışması yapar sonra da çini tabaklara geçirip boyardık. Yıllar sonra Istanbul’da büyük bir vakıf üniversitesinde çalışırken, grubun mütevelli heyet başkanı değerli ağabeyim Gazi Yiğitbaşı’na çini sanatının büyük ustalarını taçlandıran bir proje yapmak istediğimi söylemiştim. Sağolsun her konuda olduğu gibi bu konuda da destekledi beni. Cerrahi robotuyla 5 cm çapında çini plakaları işleyecektim. Geleneksel Türk çini sanatının klasik desenleri olan karanfil, lale ve hatai deseni yapacaktım. Cerrahi robotları geliştiren Da Vinci Surgical System’in CEO’su ve kurucusu Gary Gulhart’a hediye edecektim.

***

Liseden arkadaşım seramik sanatçısı Şule Ilgın’ı aradım. İhtiyaç duyduğum desenleri, bisküvileri (seramik plakalara bisküvi deniyor) ve boyaları gönderdi. Fırınlamak için koca Istanbul’da bir yer bulamayınca, Kütahyalı Efsane Mehmet aracılığı ile gönül insanı Sinan Usta ile tanıştım. Onun atölyesine gidip neredeyse bütün boş zamanlarımda çalışmaya başladım.

Sonunda cerrahi robot ile dünyanın ilk çinisini yaptım ve Türkiye’deki kuruluşu olan Cordamed Arcılığı ile Gary Gullhart’a ulaştırdım. Güzel bir kutunun içinde kısa ingilizce bir metin vardı, çini plaka ve bu plakanın hazırlandığı videoların görüntüleri. Metin metal bir plakaya yazılmıştı, karanfilin 16. Yüzyıl Karamemi üslubunda yapıldığını yazıyordu. Bir de bu plakanın cerrahi robotla yapılmış ilk çini olduğunu.

Bu büyük ustaya gönülden bir selam göndermek istemiştim. Sonra hayatı ile ilgili çok az bilgi olan bu büyük ustanın, devrimci kompozitorun çalışmalarını inceledim hayranlıkla. Sanatına hakimiyeti, yumuşak sevgi dolu üslubu, tezhip sanatında geliştirdiği özgün ve sanatın tutuculuğu göz önüne alınırsa devrimci sayılabilecek yeniliklerle bu sanatın zirvesini 16. yüzyılda yakaladığını öğrendim.

BÜTÜN SANATÇILAR ANARŞİST MİDİR?

Bütün sanatçılar anarşist değildirler ama her zaman dünyayı kendi özgün bakış açıları ile algılamış ve o şekilde yorumlamışlardır. Bazıları da sanatlarının gidişini değiştirmiş, dönüştürmüşlerdir.

Picasso Da bunlardan biridir örneğin. İstanbul Sabancı Müzesi'nde, en büyük duvarının tamamını kaplayan başyapıt Le Guernica’yı izlerken nefesim kesilmişti. Bu eserini ispanyol iç savaşını anlatmak için yapmıştı. Orada şiddeti, acıyı, ölümü, nefreti gördüm, savaşın sesini kurşunların vızıltısını, boğuşan insanların canhıraş çığlıklarını duydum.

Hayatı boyunca sanatını aşkla besleyen Picasso, 91 yaşına kadar 50 binin üzerinde eser verdi.

İlk resmini 9 yaşında yapmıştı, ilk derslerini babasından almıştı. Babasının Picasso 14 yaşına geldiği zaman kendisini geçtiği için resmi bıraktığı söylenir.

1942 yılında Paris’te işgal altındaki evini incelemeye gelen ve La Guernica için “bu resmi sen mi yaptın” diye soran bir nazi subayına “hayır siz yaptınız” diye cevap vermiştir.. Resim dışında heykel, şiir ve senaryo yazarlığı da yapan bu romantik komünist, Fransa’ya vatandaşlık başvurusu komünist olduğu için reddedilmiştir.

Resimleri sanıldığı gibi iki daire bir çizgi şeklinde değildir.

İlk dönem resimleri klasik rönesans üslubunu taşır, yalnızlığı yaşadığı ve depresyona girdiği bir mavi dönemi vardır.

Ancak, iki boyutlu resim üzerine stilize olarak üç boyutu getirmiştir, kübizm akımı ile resim sanatında bir devrim yaratmıştır. Bir canlının aynı anda her iki gözünü de görebileceğimizi bize ispatlamıştır. Bunu bugün bilgisayar teknolojisi ve kuantum fiziği ile daha iyi anlayabileceğiz.

Amerika Birleşik Devletleri eski Savunma Bakanı Colin Powell’ın Afganistanı işgal etmek üzere yapacağı Birleşmiş Milletler Konuşması’nda tam arkasında duran La Guernica’nın üzeri mavi bir bezle kapatılmıştır.

Monet ve Van Gogh’u da anlatmak isterdim ama yazı çok uzayacak, onun yerine iki ayrı coğrafyadan iki halk ozanından bahsetmek istiyorum.

DEVIL BLUES EFSANESİ

1911 senesinde, gayrimeşru bir çocuk olarak dünyaya geliyor Robert Johnson. Hayatının ilk yılları Missisippi havzasında yaşayan bütün siyah renkli Afro-Amerikalılar gibi sefalet içinde geçiyor. Önündeki tek yol olan marabalığı (maraba: tarım işçisi) reddediyor ve müzisyen olmayı tercih ediyor. Dayısından öğrendiği blues melodilerini sürekli bir köşeye çekilip kendi yaptığı gitarında çalarmış. Dayısıyla bir mezarlıkta çalışırlarmış.

Sonra aşık olmuş ve 16 yaşında evlendiği karısını geçindirmek için marabalığa geri dönmüş ancak karısını ve çocuğunu, doğum sırasında kaybedince kendini aramak için bir yolculuğa çıkmış.

Sıradan bir Blues gitaristiyken 1 yıl sonra geri döndüğünde bir virtüöze dönüşmesi üzerine ruhunu şeytana sattığı, şeytanın gitarını alıp bir süre çaldığı ve akordunu değiştirerek geri verdiği sonra bu muhteşem yeteneğe kavuştuğu söylenir. Gitarının akordunun da olduğu standart akorların dışında olduğu söylenir.

İşin aslı gerçek babasını aramak için çıktığı yolculuk sırasında İke isimli bir blues sanatçısı ile bir yıl boyunca sabahlara kadar gitar çalmıştır, muhteşem bir kulağı ve hafızası vardır ve kendisini geliştirmiştir. Pazar günleri pamuk işçileri kiliseye gitmek yerine viski içerek Blues barlarında eğlendikleri için Blues müziğinin şeytan işi olduğunu söylemeleri de bu efsaneyi güçlendirmiş olsa gerek.

Sonuçta ondan geriye kayıt yapılmış 29 şarkı ve iki fotoğraf kaldı. 24 yaşında kıskanç bir koca tarafından zehirlenerek öldürüldü. Bu gün bilinen Blues kalıplarının hepsinde Robert Johnson’un izlerini görmek mümkün.

Kayıtları bir otel odasında yapıyordu, akülü bir kayıt aracı vardı ve 3 dakikadan uzun süren kayıtlarda çok ısınıyordu bu sebeple şarkılar üç dakikalıktır.

Jimmy Hendriks, Led Zeppelin, Rolling Stones, Eric Clapton, BB King gibi geçen yüzyılı sallayan rock-blues yıldızlarını derinden etkilemiştir.

Missisipi havzasında yaşayan, pamuk tarlalarında köle ve sonrasında maraba olarak çalışan siyah renkli insanların duygularını, acılarını, isyanını, aşklarını anlatan Blues müziğinin bu büyük sanatçısı şarkılarını söylerken bana hep Anadolu'nun bozlaklarını çağrıştırmıştır.

BOZKIRIN TEZENESİ

Robert Johnson’un öldüğü yıllarda Kırşehir’de dünyaya geliyor Neşet Ertaş... Babası bozlakları ile ünlü bir ozan, halk müziği sanatçısı, küçük yaşta annesiz kalıyor, oradan oraya fakirlik içinde göç ediyorlar, bir trafik kazası sonrası hapse düşüyor, Almanya’da yardım istiyor Türkiye’den kimse oralı olmayınca, küsüyor ve yıllarca Almanya'da yaşıyor. Türk halk Müziği'nin bu en büyük ustası fakirlik içinde kalp hastalığından öldü gitti.

Sazındaki perdelerin sayısı tambur ile aynıdır, yani Türk müziğindeki komaların tamamına hakim bir ustaydı. Kendi üslubunca (bu üslup orta Anadolu çevresinde yaygındır) sazını akort ederdi. Orta telde bam teli olduğu için kendine özgü bir ses çıkarırdı sazı.

Neredesin Sen parçasını Selda Bağcan’dan dinlediğim ve gitarla çalmaya çalıştığım üniversite yıllarında tanışmış oldum Neşet Ertaş ile ama ne kadar büyük bir ozan olduğunu anlatmaya benim gücüm yetmez. Zahidem’i dinleyip de bu dünyada kalabilen var mıdır? Bilemiyorum.

Tıpkı zenciler gibi, dünyada itip kakılan bir ulustur Türkler. Sebepleri geniştir burada tartışmayacağım, politika hiç ilgimi çekmiyor. Ama Neşet Ertaş’ı dinlerken iyi ki Türk doğdum ve iyi ki Türkçe konuşuyorum ve onun müziğini ruhumda hissedebiliyorum diyorum.

Anadolu çölünde açmış bir çiçektir Neşet Ertaş, bir mevsim güçlükle açmış çiçeği güzel kokular saçıp bu dünyadan göçüp gitmiştir ama ezgileri ölümsüz olarak kalacaktır.

Tıpkı Karamemi gibi...

ANADOLU ÇÖLÜNDE AÇMIŞ KARANFİL VE LALELER

Derler ki Kur’an Mekke ve Medine’de indi ama İstanbul’da yazıldı. Bunun sebebi hat ve tezhib sanatının Istanbul’da zirveye çıkmasıdır. 16. ve 17. yüzyılda nakkaşların geldiği üstün sanat düzeyi bu algıyı oluşturmuştur.

Elbette, Kanuni gibi bir imparatorun aynı zamanda bir sanatsever olmasının da etkisi olmuştur. Kanuni, Devlet-i Aliye’nin ulaştığı ileri noktayı eserlerle taçlandıracak görgüye sahip bir padişahtı. Muhibbi mahlası ile yazdığı kendi şiirlerini Nakkaş Karamemi'nin muhteşem çiçekleri süslemiştir.

Karamemi, Yavuz Sultan Selim zamanında Tebriz’den getirilen hocası Şahkulu’nun, nakkaşbaşı olarak Istanbul’a gelmesi sonrası onun tedrisatı ile yetişmiştir.

Şahkulu, İran üslubu ile tezhip yapardı. Tezhip derken, el yazması yani hat sanatı eserlerin kenarlarını süsleyen, İran kökenli minyatür sanatının kağıt üzerine uygulanmış şeklidir. Özellikle Türkler, İranlılar tarafından hem kağıt hem de çini-seramik üzerine uygulanmıştır. Bu üsluptan asla taviz vermeyen sert ve muhafazakar bir tutumu olduğu anlaşılıyor Şahkulu’nun. Ancak öğrencisi Karamemi’nin çiçeklerinde yumuşaklık, sevecenlik ve sakinlik vardır. Üstün yeteneği ile ondan sonra nakkaşbaşı olan Karamemi, kendi üslubunu geliştirmiştir. Bir anlamda Türk tarzı tezhip sanatının temellerini atmıştır. Bu gün gördüğümüz karanfiller ve laleler onun stilize ettiği motiflerdir. Kurşun kalem kullanmaya bile gerek duymayacak kadar fırçaya hakim biridir. Bütün Türk hükümdarları gibi ağaç ve çiçek aşığı Sultan Süleyman’ın saray bahçelerinde gördüğü çiçekleri kendi üslubunca stilize etmiştir, bu gün çini desenlerinde gördüğümüz karanfil ve Arapça Allah kelimesini çağrıştıran Lale deseni ona aittir. Kanuni zamanında bir başka ölümsüz sanatçı Koca Sinan’ın, İznik’te kendisi için çalışan 60 kişilik bir çinici ekibi vardı. Onlar, Karamemi’nin stilize ettiği karanfiller, laleler içeren muhteşem seramikler yaratıyorlar. Bu eserler bu gün mimar Sinan’ın yaptığı camiler, medreseleri süslüyor.

O zaman için sadece tahrir yapan (resmi oluşturan çizgiler) sadece mavi rengi boyayan, sadece kırmızı rengi boyayan nakkaşlar var. Zaten bu renkleri bugünkü teknoloji ile bile üretemiyoruz. Kanuni'den sonra iki yüzyıl direniyor İznik çinisi ve ustaları, sonra kapanıyor. Bu sanatın aristokrat sırları da o ustalarla gidiyor.

Bahçelerdeki çiçeklere olan sevgi botanik bilimine de olsaydı diye düşünüyorum kendi kendime. Aynı dönemde Avrupa’da rönesans ile birlikte botanik bilimi ileri gidiyor. Bütün diğer bilimler gibi. Aynı rönesans Osmanlı’da da gerçekleşebilse belki bu gün Picasso, Vangogh gibi çağının çok ilerisinde bir devrimci olarak onun sanatı üzerine doktora çalışmaları olacaktı, bütün dünyada yaygın bir sanat dalı olarak tezhib konuşuluyor olacaktı.

Kanuni döneminde, şeyhülislamın gereksiz bulduğu için Enderun’da endere dersleri kaldırılıyor (endeze: geometri).

Osmanlı geri kalmadı belki, Avrupa hızlı ilerledi. Bilim, teknoloji ve doğal olarak savaşlarda öne geçti. Elbette sanatı da domine etti.

Sanat evrenseldir. Hayat kısa sanat ölümsüzdür demiştir Hipokrat...

Sanat hayatı güzelleştiren yegane şeydir, bilim için her zaman aynı şeyi söyleyemeyiz, bilimin kötüye kullanılması mümkün maalesef. Ancak, sanat insanoğlunun yarattığı yegane güzelliktir. Doğal olarak da bütün güzellikler gibi ölümsüzdür. Karamemi bu gün hayatta olmasa da onun bıraktığı eserleri hayranlıkla izliyoruz.

***

Şimdi “Altın Gün” isimli bir grubu dinliyorum. Fransa’da kayıt yapılmış, türküleri Anadolu rock tarzında yorumlayan, Cahit Berkay, Moğollar, Cem Karaca, Barış Manço, Üç Hürel, Erkin Koray, Ersen ve Dadaşlar gibi bir dönemin soluğunu taşıyan Z kuşağı çocukları. Kuşaklarını temsilen çok uluslular, dünya vatandaşı hepsi, İngiliz, Fransız, Hollandalı ve Türk birlikte Türküleri yorumlamışlar. Dünya bilboard listelerini salladılar bu sene. Globalleşen dünyada Z kuşağı evrensel sanat dilini çok iyi kullanacak gibi görünüyor.

Belki karşınıza çıkar, dinlersiniz:

Hey gidi koca dünya Gam yükü müsün

Söyle söyle fani dünya Dert küpü müsün

Dünya handır han içinde Yaşar o ruh can içinde

Rüya gibi gelir geçer İnsanoğlu gam içinde

Dertli ağlar dertsiz ağlar

Dünya içinde

Meraklısına:

stones'un robert johnson hayranlığı için,

(bkz: love in vain)

cream'in robert johnson hayranlığı için,

(bkz: crossroads)

led zeppelin'in robert johnson hayranlığı için,

(bkz: travelling riverside blues)

Eric Clapton Robert Johnson hayranlığı için

Me and Mr Johnson ve unplugged albümleri

Filmler, belgeseller

(bkz: o brother where art thou) (bkz: crossroads)

Neşet Ertaş'ın 1957'de yayınladığı ilk plağının adı ve aynı adı taşıyan şarkısı:

"neden garip garip ötersin bülbül

yoksa sen de bahtı karalı mısın

durmaz feryat edip coşarsın bülbül

sen de benim gibi yaralı mısın

bu derdin elinde kaldım biçare

aradım derdime bulmadım çare

yüreğimde vardır bilinmez yare

sen de yüreğinden yaralı mısın."

----------------

Prof. Dr. Gökhan Akbulut, FEBS

Genel Cerrahi Uzmanı

Kanser Cerrahisi, Gastrointestinal Cerrahi

Yorumlar (10)
Serap 1 ay önce
Yazılarınızdaki konular o kadar ilgi cekici ve
doyurucu ki okuduktan sonra bıraktığı his; evet Gökhan Hocam yine zihinimizi açtı oluyor. Bizlere katkınız çok. Saygılar ....
Sedriye Temel 1 ay önce
Bir solukta okunabilir mi? keyif verip, 'bir sonraki satırda ne var acaba?' diye merak uyandırabilir mi bir yazı? Akıcı anlatım ve önerilen şarkılar muhteşem. Tanımış olmanın gururu ve mutluluğu zaten ayrı... Kaleminize, yüreğinize sağlık hocam
Can 1 ay önce
Hocam sizde de anarşist ruhu var....
Farklı bir ifadeyle de devrimcilik var..
young surgeon 1 ay önce
Beraber çalışmaktan ve asistanı olmaktan büyük onur duyduğum kıymetli hocam, kaleminize sağlık.
Sevim Akbulut 1 ay önce
Harika bir anlatım ve bilgilendirme emeğine,yüreğine sağlık tam bir araştırma olmuş
Saffet Urkmen 1 ay önce
Çok akıcı bir solukta okudum muhteşem yüreğinize sağlık
Halide Tokgöz 1 ay önce
Gökhan hocam muhteşemsiniz. Bu kadar mı
güzel ifadelerle yazılır.Sizinle çalışmak bir zevkti.Hekimliğinizin yanısıra farklı konularda da bizi aydınlattınız.Başarılarınızın devamını dilerim.
Ayşe 1 ay önce
Donanımını cerrahisini idareciliğini çok beğendiğim Değerli cerrahi Profumuz Gökhan Hocam hümanist kişiliği mesleki deontoloji ahlakı bilimsel aşamaları takip etmesiyle özel bir kişilik hele birde en büyük savunma sanata ilgisi makaleyi okuyunca hücrelerinizi yeniliyor adeta sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim Ancak bu kadar güzel ifade edilebilir Saygılarımla
Bütün Yorumları Görmek İçin Tıklayın
26°
parçalı az bulutlu
Namaz Vakti 19 Eylül 2020
İmsak 05:28
Güneş 06:50
Öğle 13:10
İkindi 16:38
Akşam 19:21
Yatsı 20:38
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Alanyaspor 2 6
2. Göztepe 2 4
3. Beşiktaş 2 4
4. Antalyaspor 2 4
5. Karagümrük 1 3
6. Galatasaray 1 3
7. Hatayspor 1 3
8. Erzurumspor 1 3
9. Fenerbahçe 1 3
10. Kayserispor 2 3
11. Konyaspor 1 1
12. Trabzonspor 2 1
13. Gençlerbirliği 2 1
14. Malatyaspor 2 1
15. Denizlispor 2 1
16. Çaykur Rizespor 1 0
17. Ankaragücü 1 0
18. Kasımpaşa 1 0
19. Gaziantep FK 1 0
20. Sivasspor 1 0
21. Başakşehir 1 0
Takımlar O P
1. Tuzlaspor 2 4
2. Adanaspor 2 4
3. Adana Demirspor 1 3
4. Balıkesirspor 2 3
5. Ümraniye 1 3
6. Ankara Keçiörengücü 1 3
7. Ankaraspor 1 3
8. Bursaspor 2 3
9. Altınordu 2 3
10. Bandırmaspor 2 3
11. Akhisar Bld.Spor 2 1
12. Altay 1 1
13. Samsunspor 1 1
14. Eskişehirspor 2 1
15. Boluspor 1 0
16. İstanbulspor 1 0
17. Giresunspor 1 0
18. Menemen Belediyespor 1 0
Takımlar O P
1. Everton 2 6
2. Crystal Palace 2 6
3. Arsenal 1 3
4. Leicester City 1 3
5. Chelsea 1 3
6. Newcastle 1 3
7. Wolverhampton 1 3
8. Liverpool 1 3
9. Leeds United 2 3
10. Aston Villa 0 0
11. Burnley 0 0
12. Man City 0 0
13. Southampton 1 0
14. Tottenham 1 0
15. Brighton 1 0
16. M. United 1 0
17. Sheffield United 1 0
18. West Ham 1 0
19. Fulham 2 0
20. West Bromwich 2 0
Takımlar O P
1. Villarreal 2 4
2. Valencia 1 3
3. Granada 1 3
4. Osasuna 2 3
5. Getafe 1 3
6. Real Betis 1 3
7. Huesca 1 1
8. Real Sociedad 1 1
9. Real Valladolid 1 1
10. Celta de Vigo 1 1
11. Eibar 2 1
12. Atletico Madrid 0 0
13. Barcelona 0 0
14. Elche 0 0
15. Real Madrid 0 0
16. Sevilla 0 0
17. Deportivo Alaves 1 0
18. Levante 1 0
19. Athletic Bilbao 1 0
20. Cádiz 1 0
banner29