banner7

Betül Buzludağ Aydemir: Kadının içinde liderlik cevheri var, başarır

Betül Buzludağ Aydemir, girişimci bir Türk kadını… İzmir'de büyümüş... Kimya okumuş, mühendis olmuş ama bununla yetinmemiş…  Kendi imkanlarıyla Londra’da almış soluğu… Orada dil okuluna gidip işletme masterı yapmış…  Ama Sürekli içinden,  “Benim şirketim, işyerim olmalı, projelerim, fikirlerim binlerce insana ulaşmalı” düşüncesinde…  İşte tam bu süreçte ekonomi profesörü olan hocası, ondaki ışığı yakan bir anlatım yapmış derste… Onun verdiği “ Smart Thinking: Akıllı düşünmenin 3 önemli anahtarı, problemleri çözmek, yenilik yapmak, işleri sonuçlandırmak” fikriyle başlamış her şey…  Oluşturacağı markanın ismini bile o an, derste oluşturmuş:  “BESMART”…  İşte ilk fikir o zaman ortaya çıktı ve peşini bırakmadı.  11 yıl önce derste oluşturduğu bu fikirle yola çıkan Betül Buzludağ Aydemir, hayallerinin peşinden gitmeye başladı ve  süreç KOSGEB’in bu yıl, “En başarılı girişimci” adaylığına kadar uzandı…

MÜCADELECİ KARAKTER

  • Betül  hanım, “evet bir fikirle başladı her şey” diyorsunuz… Oysa herkesin gençlik yıllarında bir fikri vardır, gelecek planları da… Çoğu da orada kalır gerçekleşmez. Oysa siz hedef koymuşsunuz. Sizi örnek bir girişimci olmaya iten süreç nasıl başladı?
  • Benim mücadeleci bir karakterim var,  hiçbir şeyi yarıda bırakmam. İngiltere’de iyi imkanlar vardı  benim için ama ben Türkiye’ye döndüm. Aileme olan bağlılığım her şeyin önüne geçti. Burada Tesco Kipa’da çalışmaya başladım. 8 yıl çalıştım. Sonra kendimi geliştiremeyeceğimi fark edince ayrıldım. Kendi işimi kurma hayallerim vardı, aklım hala o ekonomi hocamın söylediklerinde… 6 ay gibi bir süre arayışla geçti. Önce İstanbul’da yaşayan, Karaca reklamın sahibi eniştemden destek istedim. İzmir’de onun şirketi üzerinden bir süre iş yaptım. Bu süreçte öğrendiklerim bana rehber oldu.
  • Peki  İzmir’de, geniş kitleler tarafından tanınmanız ne zaman gerçekleşti? Kimlerle çalıştınız, kimlere proje ürettiniz?

SIRRI, KALİTE

  • Önce belediyelerle görüşüp projeler yapmaya başladım. İlk olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi ile çalıştım ve onlara  ‘Dünya Alzheimer Günü”  nedeniyle bir proje hazırladım. 2015 yılıydı… Tişörtler, şapkalar, kalemler yaptım. Çok beğenildi, kamuoyunda ses getirdi. Sonra 3 ay beni kimse aramadı. Ama ben vazgeçmedim, inatçıyımdır biraz… Bir süre sonra telefonlarım çalmaya başladı yine arayan İzmir Büyükşehir’di. Bir proje daha istediler benden… İtfaiye çalışanlara, temizlik işçilerine, zabıtaya kıyafetler tasarladım. Fasoncular bulup diktirdim. İzmir’deki bu çalışmalarım ilgi gördü; Aydın’dan, Balıkesir’den, Gaziantep’den davetler aldım, 30’a yakın belediyeye ulaştım. Onlara da yaptığım çalışmalarla destek verdim. Yaptığım işlerde kalite, en başta gelen sorumluluktur benim için… Çünkü kurumsal vizyonu önemserim.
  • Teksil sektöründe yıllardır kurumsal vizyon sıkıntısı var. Bir plan proje çerçevesinde değil de, günübirlik çalışmalar öne çıkıyor. Bu bence yanlış bir tutum. Siz bunu nasıl aştınız?

  • Haklısınız bu önemli bir sorun.. Belediyeye iş yapan firmalar, bir kerelik gözüyle bakıp kaliteye özen vermemişler… Ben gittim, en ünlü markaların kalıplarıyla yaptım işlerimi, kolaya kaçmadım, sağlamlığı benimsedim. Sevdiler ürünlerimi…  Bir yıldır böyle geçti;  bu arada bütün bu çalışmaları evden yönettim…
  • Eşiniz şikayetçi oldu mu bu durumdan…
  • Yok, o hep beni destekledi.  Zaten büyük bir firmanın üst düzey yöneticisi kendisi…  Fikirlerimi beğeniyordu. Ancak o zaman bir gün firma sahibi olacağıma ihtimal veriyor muydu, bilmiyorum. Bir çocuğum var. Onu hiç ihmal etmeden yürüttüm işlerimi… 
  • Peki markalaşma süreciniz nasıl başladı? Bu kararı almanızda en büyük etken neydi, kimler destekledi?
  • Hayallerimi gerçekleştirmem için artık bir şirket kurmam gerekiyordu. Ne yaparsınız, en güvendiğiniz insanlarla konuşup birlikte iş yapmayı teklif edersiniz. Ben de öyle yaptım en yakın arkadaşlarıma gittim. Çoğu Kipa yıllarından… Birçoğu önce inanmadı bana… Ne şirketim vardı ne de ofis…  Temmuz ayıydı, gittim bir ofis kiraladım. 250 metrekarelik ofis bomboştu, sandalye dahi yoktu. “Bana nasıl dolduracaksın” diye sordular, “dolar” dedim.  O günlerde Kipa’nın satın alma müdürü olan arkadaşım Birsen’i ikna ettim, sonra diğer dostlarımı… 2016 yılında ‘BeSmart’ adlı şirketimi kurdum. 2017 yılında ofisimi açtım. 2018 yılında artık mekana sığmamaya başladık. Şimdi özel sektörle, 30’un üzerinde firmayla çalışıyoruz. Başta İstanbul olmak üzere pek çok şehirden müşterim var. Almanya’dan, Gürcistan’dan bağlantılarım var. Yaratıcı, fikir üreten, çalışkan beş kadından oluşan şirketimiz, dünyayla sürekli temas halinde…

- Peki neler yapıyorsunuz?

  • Biz promosyon ve tekstil ürünleri yapıyoruz. Yani bir firmanın masasında durduğu bardaktan ajandaya, kaleme, şapkaya kadar her şeyini yapıyoruz. Bunun için fasoncularla çalışıyorum, pantoloncu var, montçu var. İşlerini biz veriyoruz. Bu süreçte onları da birer iş sahibi yaptım,  onların da kendi firmaları var. Bu sistemde her şey tek yerden çıkıyor. Her sektörden müşterimiz var. Fiyatlarımız da çok iyi, fiyatta da iddialıyım.

‘Devlet düzgün çalışanın arkasında duruyor’

KOSGEB’le ilişkilerimiz nasıl gelişti? Birçok kişi KOSGEB diyor, kredi alıyor ama başaramıyor. Sizce bunun sebebi nedir?

-Biz KOSGEB’e proje hazırladık. Hayalimden söz ettim. Onlar da, ‘kim tutar seni, yürü bakalım’ dediler. Onlar da önce bizden emin olamadılar. Çünkü milyonlarca insan başvuruyor KOSGEB’e..  Yolunuz dikenli bir yol, sorumluluk istiyor, motivasyon istiyor, vazgeçmemelisiniz örneğin… İnanmakla ilgili bu bence... Ben zaten KOSGEB bana destek olmasa da o yolu açmıştım. Birçok kişi KOSGEB’ten kredi alalım, makine alalım diye başvuruyor. Ancak daha sonra alınan o makineler yatıyor. Ofisimizdeki makineleri, masaları, sandalyeleri verdi KOSGEB…  Eleman maaşlarımı tıkır tıkır ödedi, hiçbir şey aksamadı.  Ofisime sık sık geldiler, sayısal verilerimizi incelediler, müşterilerimize baktılar… Sonunda bana geçen gün, “Bu yılın en güçlü girişimci adayımızsınız” müjdesini verdiler. Bence  işini düzgün yapanların arkasında devlet duruyor. İşinizde hile hurda olmadığı sürece müşteriniz artıyor. Herkeste bir uyanıklık var, ‘KOSGEB’ten kredi çekip makine alayım, sonra satarım’ gibisinden… Herkes o mantıkta… Oysa KOSGEB düzgün çalışanın arkasında duruyor. Bana ‘BeSmart’ın patent hakkını aldırdılar. Böylece onların da desteğiyle yurt dışı fuarlara katılma imkanımız doğdu.

- Sizce Türkiye’de kadınlar iş hayatında başarı çıtasını yukarıya taşıyabilir mi?

- Ülkemizde hala evleneyim de bana eşim baksın diyen kadınlar var. Ama biliyor musunuz, Türk kadınını içinde liderlik cevheri var, başarı için.. Onu kullanması gerekir. Çünkü annedir, eştir, sevgidir kadın.  Sonuçta Türkiye dalgalı bir ülke… Bu ülkede kadın değil erkek de çok zorlanıyor. Yaşam standartlarını yakalamak çok zor… Avrupa ülkelerindeki gibi yaşam kalitesi yok henüz bizde.. Ben kadınların erkelere oranlara daha mücadeleci olduğunu düşünüyorum. Girişimcilik, Türkiye’ye farklı boyut getirir. Kadının çalışması lazım… Çünkü çalışmak insana vizyon getiriyor, farklı bakış açıları getiriyor. Türkiye’de çok girişimci var ama çok da pes eden var.  Sonuç odaklı olmak lazım. Bir işe başladığınız zaman dibe çökmeler olacak ama pes etmeyeceğiz. Türk insanı çabuk yılıyor, oysa pes etmemek lazım…  Benim şu an yıllık cirom 3 milyon liraya yakın, zorlu süreçlerden geçtim, yapamıyorum deyip vazgeçebilirdim. Ama vazgeçmedim. Bundan sonra da çok fazla insana da iş olanağı sağlayacağımı düşünüyorum. Pes etmemek gerek…  Örneğin biz şirkette beş kadınız, hepimizin bir çalışma temposu var. Ben koştururum adeta, yürürken bile… Hızlı düşünürüm, arkadaşlarımın da bana ayak uydurmalarını isterim.