İtalya’nın romantik güzeli Amalfi kıyıları…

Mis gibi limon ağaçları, fuşyanın her tonunun olduğu begonviller ve dik kayalıklara sanki şekerleme gibi yerleştirilmiş rengarenk evler.


Sorrento’dan Solerno’ya kadar uzunan, hepi topu 50 km uzunlukta İtalya’nın romantik sahil şeridi Amalfi kıyıları. Evet tüm bu dillere destan, insanın nefesini kesen yerler kısacık bir yol üzerinde. Bu güzel sahil şeridi UNESCO dünya mirası olarak korunuyor. (İyi ki de korunuyor cennet gibi yerler) En ünlü olan noktalar Positano ve Amalfi olabilir ama inanın tüm o sahil şeridi birbirinden şirin kasabalarla dolu.


Bu seyahat planını yaparken en çok istediğim şey Positano’da konaklamaktı. Tabi Positano’nun avuç içi kadar bir yer olduğunu ve otellere neredeyse bir yıl öncesinden rezervasyon yapılması gerektiğini bilmiyordum. Hiçbir yerde kalacak otel bulamayınca rotamızı Sorrento’ya çevirdik. İyi ki de gitmişiz çünkü Sorrento’nun sevimli sokaklarında gezmeden dönsek ve ben sonra oranın da güzel olduğunu duysam kesin derdimden çatlardım.

Kısa kısa:

  • Amalfi, İtalya’nın CAMPANIA bölgesinin popüler sahil şeridine verilen isimdir. (Campania bölgesinin başkenti de Napoli)
  • Amalfi hem tüm sahil şeridinin ismi hem de aynı zamanda o güzergahta bulunan bir kasabanın ismidir.
  • Yaz ayları bırakın yoğun araç trafiğini, sokaklarda insan trafiğinden gezilmiyor. En keyifli zamanları bahar ayları. Ve inanın yaz gibi sıcak oluyor.
  • Arabayla dümdüz gitseniz 50 km. 1 saat sürmez ama o dünya güzeli yerleri doya doya, sindire sindire gezebilmek için 3 gece 4 gün yeter diyerek gittik ama yet-me-di…
  • Bu seyahat için direkt Napoli’ye uçup havaalanında araba kiraladık. Bizim için en pratik ulaşım aracı araba oldu, bir sürü noktaya rahatça uğrayabilme kolaylığı sağladı.
  • Eğer motor seviyorsanız eminim o daha da keyifli olacaktır. Ama nasılsa motorum var her yere rahat giderim diye düşünmeyin. O daracık sokaklarda arabalar kadar yoğun bir motor trafiği de var.
  • Eğer araba da kiralamam, motor da istemem derseniz Sorrento-Solerno (tüm o güzel sahil şeridi hattı) arası gün boyu hizmet veren Sita otobüsleri ile de gezebilirsiniz.
  • Napoli havaalanından Sorrento yaklaşık 55 km ve sevimsiz bir şehirler arası yol. Tüm güzellikler Sorrento’ya gelince başlıyor.

SORRENTO:

  • Orta çağdan bu zamana deniz ticaretinin devam ettiği şirin liman kenti. Şehrin bir kısmı yüksek kayalıkların üzerinde, bir kısmı da deniz kıyısında ve nefis Roma mimarisine hakim evlerle dolu. Vezüv yanardağına bakıyor. Yanardağa bakmanın nesi güzel diyebilirsiniz ama aşırı heybetli, ya patlarsa diye az aklım atmadı değil.
  • Via San Cesaro şehrin gezilecek ana caddesi. Burada yapılacak en güzel şey limon kokulu sokaklarda vakit geçirmek. Bol bol restoranların ve alışveriş dükkanlarının olduğu caddeleri gezmek saatlerinizi alır.
  • Tasso meydanı şehrin en hareketli yeri. Sorrento katedrali, 14. yy’dan kalma San Francesco kilisesi görülmeye değer. Marina Grande (Eski Liman) ve Marina Piccola (Ana liman, Capri adası seferleri buradan yapılıyor) güzel manzarasıyla yürüyüş yapılabilecek yerler.
  • Yemek için Ristorante Parrucchiano gerçekten çok güzel. 1920’lerdeki orijinal görüntüsünü korumuşlar. Yemekleri zaten çok çok iyi, asıl güzel olan mekanın kendisi. Limon ağaçlarından sarmaşıklar düşünün. Ve onların mis kokuları altında yemek yiyorsunuz.
  •  İtalyan dondurmasının en iyi örneklerinden biri dondurmacı Raki. Özellikle Ricotta peynirli olan dondurması çok lezzetliydi.


 

POSITANO:

  • Onca filmde geçmesinin bir sebebi varmış. Romantik ve şirin tanımı hissettirdiklerine karşılık yazılmış klişe kelimeler. Positano bunlardan daha fazlası ama o tanım nedir ben bilmiyorum :) Amalfi sahillerini gezerken her viraj dönüşünde insan “aaa burası en güzeliymiş, bayıldım, daha güzeli olamaz” diyor. Ama işte Positano kelimelerin yetersiz kaldığı güzellikte bir kasaba. Bir tarafta anca keçilerin tırmanacağı diklikte bir yamaç, diğer tarafta begonvillerin göz alıcı renkleri arasında sahile inen daracık labirent gibi yollar. Sanki bir ressam o güzel yamaçlara şekerleme rengindeki evleri eliyle çizip bırakmış. Bereketli limon ağaçlarının mis kokusunu sokakları gezerken hissedebiliyorsunuz.
  • Positano bugünkü tablo gibi görüntüsüne kavuşana kadar çok badireler atlatmış. Farklı yüzyıllarda birçok kez yağmalanmış, 1300’lülerin ortasında tusinami’de yerle bir olmuş. 1800’lü yılların ortasında kasabalılar Amerika’ya göç etmiş ve sonrasında kasaba bakımsızlıktan döküntü bir hale gelmiş.
  • Kaderi 1953’de kökten değişmiş. Amerikalı ünlü yazar John Steinbeck Harper’s Bazaar dergisinde burayla ilgili yazıyor ve sonrasında tüm dünyanın gözde turizm merkezi haline geliyor.
  • Sonrasında Picasso, Liz Taylor, Klee gibi sanatçılarının uğrak noktası olmasının ardından birbirinden farklı tarzda bir sürü sanat galerisine de ev sahipliği yapmaya başlıyor.
  • Tepeden aşağı inen avuç içi kadar labirent sokaklarda elinizi attığınız her iki dükkândan biri sanat galerisi. Positano küçük durabilir ama uğranacak çok galeri, girilecek çok dükkân var.
  • Kasaba küçük ama talep büyük ve otopark ciddi problem. Park tabelalarını iyi takip etmekte fayda var. Bir kaçırırsanız hem o labirentlerde tek şerit trafikte kalırsınız hem de Positano bitene kadar yolu devam edip tekrar başa dönmek zorunda kalırsınız.
  • Buranın 2 tane plajı var. Spiaggia Grande merkezde her daim kalabalık olan plaj. Spiaggia Fornillo daha sakin ve daha küçük olan plaj.
  • Adım başı kafe ve restoran kaynıyor, biz özellikle 2 yerin manzarasını çok sevdik. Le Sirenuse Otel (kalmak isteyip yer bulamadığımız otel) konaklamıyorsanız bile terası çok keyifli, bir şeyler içilebilir. Manzara tüm koyu tepeden görüyor.
  • Yemek için de "RISTORANTE BRUNO". Kapayın gözünüzü seçin istediğinizi menüden. O kadar iyiydi.

AMALFİ:

  • Amalfi sahil şeridinin Amalfi kasabası.
  • Yine limon ağaçları, yine begonviller, yine rengarenk evler. Positano’nun başka bir güzel versiyonu da Amalfi. Ayrı yumurta ikizi gibi bunlar. Aynı güzel genleri taşıyorlar, aynı ana topraktan ama birbirinden farklı güzellikteler.
  • Dar sokaklarında bu sefer yaz sıcağını kesen tatlı rüzgarlar hakim. Eğer sıcak bir dönemde gittiyseniz bilin ki Amalfi’de serinleyebileceksiniz.
  • Buranın hüzünlü bir hikayesi var. Hikaye o ki; Amalfi çok güzel bir su perisiymiş ama çok genç yaşta ölmüş. Ona deliler gibi aşık olan Herkül su perisini yaşatmak için onun adına Amalfi kasabasını inşa etmiş. Sevgili Herkül iyi ki varsın :)
  • 1800’lü yıllarda İtalya’da turizmin ilk başladığı yerlerden biri olmuş. (İtalyan kardeşlerim biliyorlar nereden başlayacaklarını :) gitmişler en tatlı yeri seçmişler.)
  • Sahil şeridi ve özellikle en ucuna gidildiğinde harika Amalfi fotoğrafı çekebileceğiniz marinası gerçekten keyifli. Ama benim favorim 9. yüzyıldan kalma Amalfi Katedralinin olduğu ana meydan. İşte burada bir kafeye oturun ve bütün gün kalkmadan geleni gideni seyredin :) Katedralin çık çık bitmeyen merdivenlerini keçi gibi tırmanan gelinler mi istersiniz, sokakta performans sergileyen müzisyenler mi… Hepsi orada.
  • Yemek için meydanda tatlı bir restorana oturmuştuk. Yaklaşık 3 saat yerimizden kıpırdamadık. Aşırı sıcak ve nemli bir gündü ve oturduğumuz yer püfür püfür esiyordu. Bu bölgelerin geçim kaynaklarından biri limon. Ve oturduğumuz yerde de birçok yerde olduğu gibi limonlu olan her şey çok güzeldi. Buz gibi limon likörü Limoncello her zaman en sevdiklerimden.
  • Eğer Amalfi’yi tepeden göreyim derseniz eskiden manastır olan bugün Hotel Cappuccini adıyla hizmet veren yerin terasında kahvenizi yudumlayabilirsiniz.
  • Gelmişken deniz mahsulleri ile yapılmış lezzetli İtalyan yemeklerinden güzel bir sofra kurayım derseniz “DA GEMMA” çok başarılı bir trattoria.



 

RAVELLO:

  • İki sandalye tepesinde bir saat boyunca tek laf etmeden oturup manzaranın tadını çıkardığımız yer. Amalfi kıyılarının tablo gibi manzarasını ayaklarınıza halı gibi seriyor. Ravello’nun denize kıyısı bulunmuyor. Yerden yaklaşık 350 metre yukarıda kurulu bir kasaba.
  • 5. yüzyılda düşmanlarından kaçan Romalılar tarafından kurulmuş. Dik yamaçların tepesinde olduğu için yüzyıllarca burası gelişememiş. Ravello’nun bugünkü popülerliğine kavuşmasını sağlayan tek şey yolunun iyileştirilmesi olmuş. İyileştirilmesi derken yanlış anlamayın hala iki araba yan yana zor geçiyor. Bazı virajlarda yol öyle bir daralıyor ki sadece bir arabanın geçebileceği kadar yer kalıyor.
  • Tepeye çıktığınızda sizi tatlı bir meydan karşılıyor ve hemen dibinde Ravello Katedrali. Ve yanından dar sokaklarından geçerek manzaraya kavuşuyorsunuz.
  • Eğer internetten araştırırsanız Ravello’da birçok sanat aktivitesinin olduğunu göreceksiniz. Farklı zamanlarda bir sürü müzik festivaline ev sahipliği yapıyor.
  • Buraya gelmişken Villa Rufolo’nun sonsuzluk bahçelerini görmeden dönmeyin. Manzarayla bütünleşen rengarenk çiçeklerin olduğu bir yer.
  • Bir de Villa Cimbrone var ki insan orda ömrünün sonuna kadar yaşayabilir. Konaklamıyorsanız bile bir şey yemek, içmek için mutlaka uğrayın. İnsana resmen “buraya tekrar gelmeliyim” hissini veren bir manzaraya ve ortama sahip.

50 kilometre boyunca ardı ardına sıralanmış birbirinden güzel birbirinden şirin kasabalar. Kabul ediyorum aşırı turistik ve kalabalık ama her metresi o hengameye değer ;)

YORUM EKLE