banner30

banner57

22.02.2021, 14:03 112

Hayata Dair!

8-9 komşunun, bodrum katından kubbeli giriş üzerindeki evleri betondan bahçelerine kadar iç içe fakat bir o kadar da özgür yaşayabildikleri “hayat” denilen bugünkülerin site dediği yaşam alanının küçük ve samimi bir örneğinde geçen gecelerden bir kesit:

Yer: Kars,

Tarih: 1986.

Tam Seksenlerden bir hikaye.

Anneannemiz bu yaşam alanındaki en eskilerden, en kıymetlilerden tüm komşuların.

Daha televizyonlarımızın hepsi renkli değil, siyah beyaz. Pembe dizi de pek yok gibi, Dallas vardı hatırlıyorum, Amerikan Filmlerinden. Anneanneme nene derdik biz, Azeri deyimiyle. Nenem 1914-1918 tarihleri arasında dünyaya gelmiş, kaçakaç derdi, Türkiye’ye zulümden kaçan Azerilerin bir yaşam hikayesinin tam ortasında dünyaya gelmiş, meyvesi zehirli bir ağacın dibinde. Anne babası bu ağacın meyvesinden yiyerek şehit olmuşlar. Nenem amcasına hatıra kalmış.

Ağam derdi nenem amcasına, O ve eşleri büyütmüş nenemi. Annem çayı demlerdi. İzmir’den tayinle gelen bayan bekar öğretmenler dahil 3-4 misafirimiz olurdu her akşam, yemekten sonra.

Ve nenemin harika hikayelerinden bir sayfa açılırdı, her gün tatlı bir 20 dakika. Herkes ağzı açık dinlerdi hikayeyi.

Sonra en heyecanlı yerinde “ ee nene sonra ne oldu?” soruları karşısında tatlı bir suskunluk ve nenem patlatırdı sloganını “arkası yarınJ “ diye. Ya olmadı bu böyle derdi gencecik öğretmen komşularımız.

Nenem bu tüm doğallığı üzerinde. Sonra annem devam ederdi. Şarkılar söylenirdi bizim evimizde misafire çayın yanında ikram olsun diye, misafirlerimiz de söylerlerdi, arabesk mi dersin halk müziği mi sanat müziği mi hepsi vardı. Saza ne hacet, biz çalardık ama akşamları büyüklerin marifetlerini döktürme zamanıydı. Ve her şey tadında kalırdı. 2 şarkı yeterdi mesela gecenin rengi için.

Annem duvardaki saati çoktan durdurmuştu, pilini gevşeterek. E komşularımız gitmek istemezdi, nenemin bir gözü saatte, bir hali de uyku tutmuş ama vakit erken görülüyor. Alttan alttan gülerdi misafirler ve biz nenemin bu tatlı sabırlı haline. Bizde misafir kutsaldı, evin bereketiydi. Ertesi akşam nenem tam da kaldığı yerden döktürürdü bir iki yaprak daha yaşadığı tarihten sımsıcak o güzel dilinden, ve yine tatlı bir yerde bırakırdı hikayeyi, arkası yarın diyerekten. 

Nenem ya, olmadı ki bu böyle!

Dimağımıza kazınırdı adeta nenemin hikayelerden çıkardığımız dersler, herkes kendine bir şeyler çıkarırdı için için. Ne komik ne trajik anekdotlar doluydu bu yaşanmış hikayeler içinde.

Bazen düşünürüm;

Yaşam dediğimiz bu zaman çizgisinde silik bir nokta mıyız, varız ama yaşamın akışına kaptırmışız kendimizi, çoğumuz yorgun ve şikayetçi halinden?

Yoksa hayata dair bir güne ömür sığdırabilecek hikayelerimiz de var mı tamamen kahramanı veya tanığı kendimiz olan?

Ne dersiniz?

Yorumlar (0)
16°
açık