banner30

banner62

21.02.2021, 17:25 9

Dantel örtülü radyomuz

Kaç aydır Çeşme’de Gediz elektriğin alt yapı çalışmalarından dolayı sürekli evimizdeki elektronik aletler bozuluyordu. Bugün sabah kalktığımda da televizyonumuz bozulmuş, ses var görüntü yok!
Aklıma nerden esti ise çocukluğumda evimizin başköşesinde duran üstü dantel örtülü radyomuz ve babaannem geldi.

Radyonun başında sabah çok erken saatlerde babaannemi görürdük, son ses haberleri dinlerken. Azıcık huysuz ama tatlı ihtiyarlardandı bizimki! Radyoda haber sesini duyan fırlardı yataktan. Uyku mahmuruyken önce kızardık, sonra başlardık dinlemeye.

Tam kahvaltı sofrasına oturacakken, can kulağıyla dinlediğimiz “Çocuk Saati” başlardı. Ne güzel günlerdi onlar...

Babam en çok Zeki Müren’i dinlemeyi severdi, bazen Ayşe Tunalı’dan;
“Saatler mi durmuş yoksa zaman mı?
Ümitler mi tükenmiş hâlim yaman mı?” yı, bazen alafranga, bazen alaturka müzik dinlerdi Rahmetli...

Odamızın köşesinde bir raf üzerinden seyrederdi bizleri gülerek Radyomuz...
Dantel örtüsü başında, evin büyük hanımı gibiydi. Susmasını da bilirdi, şarkı söylemesini de...
Hülyalara dalardık şarkılarıyla...
Ya da ailecek toplanırdık “arkası yarın” radyo tiyatrosuyla. Kimseden çıt çıkmazdı.

Mahallenin kızları bir araya geldiklerinde niyet tutarlardı 3 numara benim, 5 benim diye. Kimi askerdeki nişanlısını düşünür, kimi ayrıldığı sevgilisini düşünür dalardı uzaklara...
Bense elimde kalem, yeni çıkan şarkı sözlerini yazmaya çalışırdım acele acele; “İçin için yanıyor, bu gönlüm.....”
Daha ikinci mısrayı yazabilmişliğim olmadı.

Yazın bahçeye çıkartırdık radyomuzu asma yapraklarının altında bir somyamız vardı, bir de atmaya kıyamayıp bahçede kullanırız dediğimiz masa sandalyelerimiz. Bahçede radyonun ve bizim sesimizi duyan komşular toplanır gelirdi. Duydun mu Fatma kız; “şu eve bugün gelin gelmiş, bi çayını içmeye gidelim mi?” diyerek.
Herkes hısım akraba gibiydi adetâ...
Şimdilerdeki gibi instagramda değil, komşular arasında paylaşılırdı her şey.
Evde pişen tencerenin içinde ne olduğuna bakılmazdı, ne pişti Allah ne verdiyse artık...
Mahallenin yaşlılarına gönderilirdi sıcak sıcak
Unutulmaz güzellikte komşuluk ilişkileri vardı.

Bahçede hemen hemen her çeşit meyve ağacı bulunurdu. Altın renginde şekerpâre kayısılar, dumanlı mor erikler, kirazlar, kara dutlar….
Ne kadar güzel olurdu onları dalından toplayıp yemek...
Ta ki ağacın dalı kırılıp aşağı düşene kadar.
Öyle senin çocuğun, benim çocuğum yok fırçayı yerdiniz ağacın dalını kırdığınızda ya da poponuza şaplağı!
Herkes herkesi bilir, tüm çocuklar mahallenin çocuğu, tüm delikanlılar mahallenin abisi...

Kapımızın önünde mahallenin bir diğer bekçisi Çomar olurdu.
Havayı güneşli gördüğünde serilirdi yere, mışıl mışıl uyurdu, yanında da yavruları. Kapıdan hoşlanmadığı biri geçse, başlardı Çomar ve yavruları koro halinde havlamaya geçirtmezlerdi tanımadıklarını.
Koşup kafasını okşardık ki, geçecek olan rahat rahat geçsin diye.
Kuru mama yoktu şimdiki gibi, annemin hazırladığı akşam yemeğinden kalanlarını dökerdik. Afiyetle yerdi Çomar ve yavruları.

O güzel radyomuz… Evimizin büyük hanımı…
Hayatla bağımız...
Yurttan sesimiz...
O hayâl olmuş odalarda, çınlayan kaybolan sesler… Unutulmaz şarkılar, türküler…
“Şimdi uzaklardasın
Gönül hicranla doldu
Hiç ayrılamam derken
Kavuşmak hayal oldu”

Babamın saçlarımı okşayan o güzel, sıcak elleri… Kucağımda annemin bezden yapıp, kaş göz işlediği bebeğim Nazmiye!(ilkokul öğretmenimin adı)
Annemin yanağıma kondurduğu öpücük…
İp atladığımız bahçe
Bahçemizde açan renk renk çiçekler…

Ve evimizin baş köşesinde duran üstü Dantelli Radyomuz...

Kim bilir nerelerdesiniz?

Eskiden küçücük şeylerden mutlu olan çocuklardık biz.
Şimdi her şey kocaman ama mutlu olamayan büyükler olduk biz.
Ne yazık...

Ah Gediz ah!
Televizyonumuza da bana da neler ettin.

Yorumlar (0)
24°
açık