banner30

banner62

11.06.2021, 11:56 39

Bitmeyecek öykü

Gerçekte kimim?

Olduğum kişi miyim?

Yakıştırılan, yapıştırılan ya da tutunduğum etiketlerin dışında kimim? O korkan, endişelenen, kıskanan, dedikodu yapan, nefret eden, sevgisiz hisseden, yargılayan, kontrol eden gerçek varlığım mı?
Özvarlığım tıpkı insan eli değmemiş bir deniz, bir doğa parçası kadar dengede ve olması gerektiği gibi işlerken, ne oluyor da ondan ayrı düşüyorum? Birileri gelip endişe çöpünü boşaltıyor, öteki sevginin yalan olduğunu fısıldıyor ve çöpler arasında kayboluyoruz, oysa hâlâ parıldamakta, asıl olan. 
Varlığımızın en mükemmel hali ile yeniden hizalanabilir miyiz? Psikoloji, psikiyatri, pek çok kişisel gelişim yöntemi ve pek çok öğreti, bunun yollarını sunuyor bize. Bense sözü bambaşka bir yere, sevdiğim bir yazarın sevdiğim bir romanına getireceğim, öyle ya kitaplar da çok zaman bizi bizle buluşturmuyor mu? 
Michael Ende’nin “Bitmeyecek Öykü”sünü okuyalı epeyce uzun zaman olmuş çekmeceleri karıştırırken ajandalardan birinde rast geldim. 2007’de kısa birkaç not düşmüşüm ve 2008’de bir kez daha okumuş, bu defa uzun notlar düşmüşüm roman hakkında. Haydi çıkaralım çekmeceden!
Romanda, iki ayrı öykü, gerçek ve hayal birbirine şahane bir biçimde örülmüş. Biri yoksa öteki de yok, diyor. Gerçekliği başka gözlerle yeniden sorgulamanın olanaklarını sunuyor “Bitmeyecek Öykü”.
Bastian, okulda ve sosyal yaşamda pek de başarılı olmayan hayalperest bir çocuktur. Annesinin ölümünden sonra her şeye ilgisiz kalan babasıyla birlikte yaşamaktadır. Diş hekimi olan babası, tüm gününü insan çenelerinden alınan alçı kalıplarla dolu bir odada geçirmektedir, Bastian’la aralarında aşılmaz bir mesafe vardır.
Kitap okumak Bastian için bir tutkudur. Bir gün kendisini kovalayan çocuklardan kurtulmak için bir kitabevine sığınır. Kitabevinin sahibi aksi bir adamdır, çocuklara kitap satmadığını söyler. O sırada adamın elindeki kitabın kapağı Bastian’ın ilgisini çeker. Ancak adam çocuklara kitap satmadığını söylemiştir, zaten Bastian’ın parası da o kitabı almaya yetmeyecektir. Kitabevinin sahibi çalan telefona bakmak için uzaklaştığında, Bastian kitabı alıp koşarak dükkândan uzaklaşır. Ayakları onu o saatte olması gereken yere, yani okula götürmüştür. Bastian için bir bozgun yeridir okul, (Hangimiz için değildir ki?) nereye gizlenebileceğini düşünürken kimsenin onu aramayı akıl edemeyeceği bir yer gelir aklına. Okulun tavan arası. Büyük, tozlu, eski eşyalarla dolu bu yerde ‘Bitmeyecek Öykü’yü okumaya/yaşamaya başlar. 
Fantazya ülkesi tehlikededir. Hiçlik Fantazya’yı yok etmek üzeredir. İnsanlar umutlarını yitirip hayallerini terk ettikçe hiçlik güçlenmektedir. Fantazya, hiçliğe karıştıkça dünyadaki yalan seli de büyümektedir. Hiçliği durduracak olan tek şeyse insanların umutları ve hayalleridir. Ancak çok uzun zamandır insanlar Fantazya’ya gitmemektedir, artık oraya nasıl gidebileceklerini bile unutmuşlardır. Dar kafalı pek çok insan çocuklarını Fantazya’dan uzaklaştırmakta ve böylece gerçeğe hizmet etmekle gururlanmaktadır. Ancak bu yalnızca Fantazya’nın değil, insan dünyasının da hastalanması demektir. Hayaller, düşler, umutlar yoksa birey de yoktur, kendi olma sevinci de yoktur, birbirine benzeyen Yskalnariler gibi uyumun olduğu, sevginin olmadığı toplumlar vardır.
Aklıma Einstein’ın, şu sözü düşüyor, “Diğer insanlardan daha zeki olduğumu düşünmüyorum. Tek fark, hayal gücümü daha etkin kullanmam.”
Fantastik metinlerin, okuru kendi gerçekliğine, bambaşka gerçekliklere uyandırdığını düşünürüm. Bu da onların iyi örneklerinden biri. 
Ajandamın sayfalarını karıştırırken şu cümle çarpıyor gözüme, “Bastian’ın aradığı, baştan beri üzerinde taşıdığı şeydir”. İnsan kendinde olanı çoğu zaman uzaklarda arıyor ve bunun için anlamsız mücadelelere, savaşlara sürükleniyor. Kendi gerçeğine uyanmak için, bazen zorlu ve dolambaçlı yollardan gitmesi gerekiyor. Zaman ve güç yitiriyor, güçlendiği de oluyor elbette. 
Bastian, tavan arasında okumasını sürdürür. Fantazya’nın yazgısı insanın elindedir. Kitaptaki kahramanın görevi, bu dünyalı çocuğu bulmaktır. Aradığıysa Bastian’dır. Bastian için artık zorlu bir yolculuk başlamıştır. 
Bastian’ın bir an önce Hayat Suyu’na ulaşması gerekmektedir, ancak ona giden yolu bulmak o kadar da kolay değildir. Unutulmuş düşler buna yardım edebilir, ancak Fantazya’da elde edilmiş tüm güçlerini bırakması gerekmektedir. Bütün sahip oldukları teker teker dökülür üzerinden, güçlü, güzel, korkusuz kahraman, küçük tombul, ürkek çocuk olur yine. Kişinin sahip olduklarına yapışıp kalmadan, gerektiğinde vazgeçebilmeye gönüllü olduğunda, zayıflıklarıyla yüzleşebildiğinde, gerçek gücünü ve kimliğini bulmaya giden yollar açılır. 
    Bastian, unutulmuş düşlerini bulabilmek için Yeraltı Resim Madeni’nde çalışmaya başlar. Karanlık dehlizlerde, galerilerde, kirişlere, oraya buraya çarpa çarpa ilerlerken canı yanar. Tıpkı kişinin bilinçaltının derinliklerindekilerle yüzleşmesinin canını yakması gibi değil mi?
Kör Madenci Yor, orada çalışmanın, tabakaları tek tek kaldırmanın yöntemlerini öğretir Bastian’a. Bütün bu galerileri, geçitleri yeni bir duyguyla tanır, keşfeder. Sabırla arar, onu Hayat Suyu’na götürecek resmi. Kişiye, bilinçaltının derinliklerinde kaybolmadan, sert darbeler almadan sabırla dolaşmayı öğreten usta bir rehber gibidir Yor.
Roman, etkileyici fantastik kurgusunun yanında alegorik anlatımıyla hem bir çocuk romanı hem de yetişkin romanıdır. Anlatıdaki zenginliğin yanı sıra bölüm başlarındaki resimler ve iki öykü arasındaki geçişi vurgulayan renkli yazılarıyla görsel zenginliğe de sahiptir. Okuru, insanlık halleri üzerine düşünsel bir yolculuğa çıkaran etkileyici bir roman “Bitmeyecek Öykü”. 
Bay Koreander’in sözleriyle bitirelim:
“İnsanlar vardır, asla Fantazya’ya gidemezler ve insanlar vardır, gidebilirler, ama sonsuza kadar da orada kalırlar. Sonra bir de Fantazya’ya gidip geri dönenler vardır. Senin gibi. İşte bunlar iki dünyayı esenliğe kavuştururlar.”

Yorumlar (1)
N.Hülya Helvacı 2 ay önce
Bu güzel anlatım için cok tesekkurler. Bitmeyecek Öykü yü merak ettim. En kısa sürede okuyacağım.
37°
açık