banner30

banner62

15.07.2021, 12:07 186

Belediye Meclisi

Bugün hayatımda ilk kez bir belediyenin meclis toplantısını izleme gafletinde bulundum. Aman Allahım. Böyle bir şey olamaz. Bir ilin geleceğiyle ilgili bir sürü karar, doğru dürüst tartışılmadan, yangından mal kaçırırcasına geçiyor. Oy çokluğu kimde ise, onun dediğinin olduğu bir mekanizma. Güya demokratik bir ortam. Halkın vergileriyle toplanan milyonlarca para, oraya buraya dağıtılıyor. 2 saat zor dayandım. Ama şunu net söyleyebilirim. Biz böyle bir yönetim mekanizmasıyla hiçbir problemimizi doğru bir şekilde çözemeyiz. Bir defa bakış açısında ciddi problem var. İlgili maddeyi oylamaya sunuyorum. Kabul edenler, etmeyenler, kabul edilmiştir. Bazen karşı taraf söz alıyor. Ama nafile. Hangi maddenin geçeceği önceden belli. Bir tarafta çoğunluk var ve çoğunluğun doğruları ne ise, karar o şekilde geçiyor. Bilimsel düşünce, sorgulama, doğruya ulaşma isteği yerlerde sürünüyor.

Mesela trafik sorunu konuşuluyor. Nedeni toplu ulaşımın kullanılmaması ve Covid pandemisine bağlanıyor. Sanki bizim kentimizdeki yollar çok doğru bir şekilde düzenlenmiş de, toplu taşımayı kullanınca trafik problemi çözülecekmiş gibi düşünülüyor. Önümüzdeki 50 yılda, 100 yılda meydana gelecek nüfuz artış hızı ile trafik yoğunluğu ve mevcut yollar arasındaki oran nasıl değişecek? Bunu kimse düşünmüyor. İzmir üniversitelerinde Şehir ve Bölge planlama ve Ulaştırma konusunda uzman bilim insanları var. Onlardan görüş almak çok mu zor. Ne bilimi ne de bilim insanını kullanmayı bilmiyoruz. Bunu kabul edelim.

Bir ara seyyar satıcıların sorunları konuşuldu. Ama ben hiç bir şey anlamadım. Ve yaşasın. işte nihayet anladığım bir konu. İzmir’in deprem araştırmaları projesi protokolü. Belediye İzmir’in dışındaki bir üniversite ile İzmir’in zemin özellikleri ve diri faylarını çalışacak. Protokol belediye meclisinde oylamaya gelmiş. Ama İzmir Üniversitelerinin bundan haberi yok. Mesela Dokuz Eylül Üniversitesi’nde yerbilimleri var, inşaat, Şehir ve Bölge Planlama, Mimarlık var, 2003 yılından beri faaliyet gösteren Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi var. Ama bu merkez ne işe yarar? Bugüne kadar İzmir’in depremselliği ile ilgili neler yapılmış? Kimse merak bile etmiyor. Her şeye sıfırdan başlamak yerine, kaldığımız yerden devam etmeyi beceremiyoruz.

Meclis üyeleri, diyor ki ”sayın başkan bu protokolde hatalar var. İş paketi olarak yapılacağı önerilen çalışmaların büyük çoğunluğu İzmir Üniversiteleri tarafından yapılmış, geri kalanı da dün desteklenmesine karar verilen Tübitak projeleri içinde yer alıyor. Projeyi gözden geçirelim. Revize edelim. İlimizdeki Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürünü çağıralım. Bize bilgi versin. Hata yapmayalım. Kamu kaynaklarını doğru kullanalım. Halkın parası boşa gitmesin”. Başkandan yanıt “ilgili maddeyi oylamaya sunuyorum. Kabul edenler, etmeyenler, oy çokluğu ile kabul edilmiştir”. Duyduklarıma inanamıyorum. Tüylerim diken diken oluyor. Nasıl bu kadar köreldik? Doğruyu öğrenmekten, gerçeklerden bu kadar uzaklaşmayı nasıl becerdik? Sanırım Covid yüzünden…ya da dinlenmesi gereken insanları dinlemediğimiz için olabilir mi?

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ne demiş? Hatırlayalım. “Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse bilimi seçin” demiş. Peki. Biz ne yapıyoruz? Bırakın bilimi seçmeyi. Bilim insanını dinlemek yerine, bilimle uzaktan yakından ilgisi olmayanları sırtımızda taşımaya devam ediyoruz. O da yetmiyor. Sırtımızdaki yükle bilim insanımızın üzerinden geçiyoruz. Liyakat sıfır…Maalesef…

Yorumlar (4)
Ali ekber 3 hafta önce
Bilim insani bilim yapar, siyasetle ugrasmaz
Ali Ekbere yanit 2 hafta önce
Son Dakika HaberlerMENÜ
GÜNDEMDÜNYAEKONOMİSPOR ARENAVİDEOSEYAHATKELEBEKYAZARLARSON DAKİKA

BİLİM VE SİYASET
BİLİM VE SİYASET
01.05.2007 - 11:39Prof.Dr.Cengiz Yalçın
Bizi Takip Et
Dünyayı bekleyen bilimsel tehlikeler, üniversitelerde bilim ve siyaset.
Nazi işgalinden kurtuluşlarında ABD’nin üstlendiği rol, harabeye dönmüş yaşlı kıtanın yeniden yapılanma sürecinde de etkin bir şekilde devam etmiştir. Savaşın sona ermesinden hemen sonra Marshal yardımı olarak bilinen proje uygulamaya konularak, Avrupa yeniden normal ekonomik ve politik ilişkilerin sürdürülebileceği ülkeler toplumun haline getirilmeye çalışılmıştır.

İkinci Dünya savaşından zarar görmüş ülkeler, Türkiye de dahil Marshal yardımından maddi destek elde etmişlerdir.

Ülkemiz,1950-1960 yılları arasında bu yardımından sağladığı desteği kendi öz kaynaklarına ekleyerek, bilim ve teknoloji sistemine aktarmak yerine, sürdürülebilir bir ekonomik düzeni hedeflemeyen popülist yatırımlara yöneltmiştir. Plan değil pilav istiyoruz gibi ucuz sloganlar, şimdi ülkeyi pilavsızda bırakmıştır. Buna karşın Avrupa,bu yardımdan sağladığı desteği bilimsel teknolojik birikimi ile birlikte akıllı ve planlı bir şekilde bilim ve teknoloji sistemine aktararak bugünkü refah düzeyine çıkmayı başarmıştır.

Türkiye elinde kritik değerde bilimsel birikim olmasına rağmen bu şansını iyi kullanamamıştır. Aradan 60 sene geçmesine rağmen tarih bilincine ve aydınlanma kültürüne sahip olmayan siyasetçiler bilme işe yaramayan bir elit kültürü olarak bakmaya devam etmektedirler. Yarım asırı aşkın bir süredir ülkemizi yönetenlerin ATATÜRK devrimleri ile hayata geçirilmeye çalışılan bilme ve teknolojiye dayalı kalkınma modelini anlayamamaları,politik ve ekonomik olarak güçsüz bilim ve teknoloji üretmeyen bir Türkiye yaratmıştır.

Nazilerin hemen hemen toplumun bütün kesimleri ile çatışması, bilimsel çevreleri de içine alacak kadar akıl dışı sınırları da zorlamıştır. Bu durumdan endişe duyan pek çok bilim insanı ve sanatçı ABD ve Türkiye’ ye göçmen olarak sığınmışlardır. Almanya’dan ülkemize göç eden bu değerli insanlar üniversitelerimizin akademik yaşamına uluslararası kalite ve üstün bilimsel standart getirmişlerdir.

Avrupa yanmış yıkılmış bir durumda iken İstanbul Üniversitesinde zamanının en ileri bilimsel çalışmaları yapılıyordu. Yukarıda sözünü ettiğimiz ve ülke siyasetinin yeterince önem vermediği birikim budur.Aynı göç daha kapsamlı boyutlarda Amerika kıtasında da yaşanmıştır.Yirminci yüzyılın en önemli kişisi seçilen ünlü teorik fizikçi Einstein nazi baskısından kaçıp ABD ‘ye göç eden bilim insanlarından sadece bir tanesidir. Atatürk’ün Einstein’ı sıkıntılı günlerinde Türkiye’ye davet ettiği basınımızda yer almıştır. Savaş öncesi Avrupa biliminden geri olan ABD biliminin savaş sonrası hızlı gelişimi siyasetin ve toplumun bilgili insana verdiği önemin bir sunucudur.Bu önem ABD’yi Dünyanın bir numaralı gücü haline getirmiştir. ABD bunu değerlendirebilmiş;Türkiye ise bilim ve teknolojiye uzaktan bakmış, bakmaya da devam etmektedir.
Nevzat özkılıç 3 hafta önce
Hasan hocam, yazınızın altına bazı belediyeler hariç tutarak imzamı atarım. Sizi görmek istemeyenleri bizler ve doğa görecektir.
Ancak yazık oluyor ve olacak. Saygılar sunarım.
Hasan sozbilir 2 hafta önce
“Evet; ulusumuzun siyasal toplumsal yaşamında ulusumuzun
düşünce bakımından eğitiminde de kılavuzumuz bilim ve fen
olacaktır.”
Mustafa Kemal ATATÜRK, 1922
37°
açık